Muhayyilesi kuvvetli bazı insanlar, sevdikleri ölülerin uzun bir yolculuğa çıktıklarını düşünmüşlerdir; bense, bütün yolculuğa çıkanların ölmüş olduğunu düşünüyordum. Ne büyük bir günah, değil mi?
Önceleri yolda gördüğü annesi yaşındaki sağlam ve neşeli kadınları-bu duygusunu büyük bir günah saymakla birlikte - biraz kıskançlıkla izliyordu. Bu kadınlar Sevgi’ye, evde hasta ve yalnız yatan annesine ve onların babasız -kocasız - savunmasız bırakılmalarına aldırmadan kocalarıyla birlikte nasıl böyle kayıtsız dolaşabiliyorlardı? Masum ve zavallı insanların başlarına gelen talihsizlikler için ortak bir sorumluluk duyulmamalı mıydı?
Birlikte oldukları zamanlar içinde gene yalnızlıklarını yaşıyorlardı. Ne var ki, bir
arada geçirdikleri günler ve saatler, birlikte
yaşanıldığı sanılan küçük heyecanlar yüzünden ertesi günü görme cesaretini veriyordu onlara. Her biri kendi kafasındaki dünyayı yaşadığı halde,hep birlikte oldukları için, aynı nedenle duygulandıklarını, aynı şeylere güldüklerini sanıyorlardı.
Artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. Bir roman, kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendini.