Geceleri uyku tutmadığında, bu insanlarla hararetli tartışmalara giriyordum. Her şeye körü körüne, düşünmeden teslim olmalarından ne kadar tiksindiğimi haykırıyordum onlara; aptal milliyetçiliklerinden, gurur duydukları cehaletlerinden, ya-sev-ya-terk-et palavralarından, beni anlamadıkları bir savaşa göndermelerinden. Onları sorumlu tutuyordum. Tanrı aşkına, evet, sorumlu tutuyordum. Hepsini -kişisel ve ferdi olarak- bir örnek Kiwanis üyelerini, tüccarları ve çiftçileri, yobaz kilise müdavimlerini, geveze iş kadınlarını, Lion Kulübü'nü, Savaş Gazileri Derneği'ni ve kasaba kulübünün saygın ve seçkin üyelerini. Bao Dai'yi ay-deden ayırt edemezlerdi. Tarih bilmezlerdi. Ne Diem'in zorbalığından haberleri vardı, ne Vietnam ulusalcılığından ne de Fransızların uzun sömürüsünden önemi yoktu ama, komünistleri durdurma savaşıydı bu, o kadar basit ve sarihti, ki onlar da her şeyi öyle severlerdi. Ve basit ve sarih bir nedenden ötürü öldürmekte ya da ölmekte tereddüt edersen vatan haini ödleğin tekiydin.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Genel bir ilke doğrultusunda savaş karşıtı olduğumu da iddia edemezdim. Bir ülkenin Hitler ya da onunla kıyaslanabilecek bir kötülüğün önünü kesmek için askeri gücünü kullanmak zorunda kalabileceğine inanıyordum, öyle bir durum-da savaşa gönüllü olarak katılırdım. Gelgelelim askerlik şubesi insanın kendi savaşını seçmesine izin vermiyordu.
Bütün bunların ötesinde, tam merkezde, korku unsuru var-dı. Ölmek istemiyordum. Hem de hiç. Hayatımın o döneminde değil, yanlış bir savaşta değil. Main Caddesi'nde adliye binasının ve Ben Franklin mağazasının önünden geçerken içimdeki kor-kunun yabani otlar gibi çoğaldığını hissederdim bazen. Kendimi ölü hayal ederdim. Yapamayacağım şeyleri yaparken hayal ederdim - düşman mevziine saldırmak, başka bir insana nişan almak.
Bir yasa olmalı, diye geçirdim aklımdan. Savaşı destekliyorsan, bedelini ödemeye değdiğini düşünüyorsan, sen de kendi değerli kanını tehlikeye atmalıydın. Cepheye gidip piyade birliklerinden birine yazılmalı ve kan dökülmesine katkıda bulunmalıydın. Yanına karını, çocuklarını ve sevgilini de almalıydın. Bir yasa, diye geçirdim aklımdan.
Benim görüşüm -ki bu görüşü hâlâ koruyorum- nedenini bilmeden savaşamayacağın yönündeydi. Bilgi, tabii ki her zaman eksiktir, fakat bana bir ülke savaşa girdiğinde davasının doğruluğuna ve zorunluluğuna mantıklı bir güven duyması gerekir gibi geliyordu. Hatalarını telafi edemezsin. İnsanlar öldükten sonra onları diriltemezsin.