Adalet dağıtan insanlar, aslında adalet diye bir şeyin olmadığını bilecek kadar bilgeymiş gibi... Durmadan kendilerini objektif gerçekten kurtaracak ritüelleri vahşiler gibi tekrarlayıp duruyorlardı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sevinç diye, zevk diye bir şey yoktur, yalnızca acı vardır veya acının yokluğu vardır. Ya acı ya da sıfır, yani insanın hiç acı çekmemesi.inüb Ben acı çekiyorum, çektiğim acıdan çarpılmış durumdayım, ben katıksız acıdan oluşmuşum, bu saflıktır, bu benim değerimdir.
Cesedin hangi parçasının hangi asalağa yem olduğu önemli miydi? İster onları yutmak isteyenlere gitsin, ister diğer asalaklara... Canlı varlık madem ki yenilecek av durumuna düşecekti, hangi mideye indiğinin ne önemi vardı? Hangi yağmaların hümaniterler, hangilerinin sıradan gangsterler tarafından gerçekleştirildiğini ayırt etmek de mümkün değildi. Hangi yağmaları Lawson'ların yardımseverliği, hangilerini Cuffy Meigs'lerin oburluğu tetik-lemiş olursa olsun. Acaba hangi toplumlar, diğer toplumların midesine yollanmış, onların açlıktan ölmeden önce bir hafta daha yaşamasına katkıda bulunmuştu? Ve bu sayede hangi tacirler kendilerine yatlar alabilmişti? Bunun bir önemi var mıydı? Ne olursa olsun, işin gerçeği de ruhu da aynıydı. Tarafların ikisi de ihtiyaç içindeydi. Mülkiyet hakkının tek temeli de ihtiyaçtı. Her ikisi de aynı ahlak ilkelerine uyarak davranıyordu. İnsan kurban etmeyi doğru sayıyor ve bu işi başarıyorlardı. Aslında kimlerin kurban, kimlerin yamyam olduğunu ayırt etmenin de bir yolu yoktu. Bugün, doğudaki komşu kente gidecek giysilerin ya da yakacağın kendilerine dağıtılmasını meşru hakları olarak kabullenen toplumlar, yarın kendi mallarına da el konulduğunu ve bu malların batıdaki kentte dağıtıldığına tanık oluyorlardı. İnsanoğlu, çağların idealine ulaşmıştı artık. En yüksek yönetim değeri olarak ihtiyaç kavramını kabul etmişlerdi. Talep etmek onun hakkıydı. Bunu kendi değer standartları olarak kabullen-mişlerdi. Dünyalarının geçerli para birimi. Haktan da hayat-tan da önde geliyordu bu. İnsanlar bir çukura itilmişti. Orada herkesin, kardeşlerinin koruyucusu olduğunu haykıra haykıra, komşusunu yiyerek ve komşusunun kardeşi tarafından yenilerek, hak edilmemiş şeylerin dağıtılmasını savunuyor, kendi derisini kimin yüzdüğünü merak ediyor, bir yandan kendini