"Bakın sizlere, ey tanrılar, ey benim efendilerim,
Sizlere,
Ülkem için,
Ülkemi vebadan kurtarmanız için,
Kefaret kurbanları sunuyorum,
Bu acıları çekip çıkarın yüreğimden benim,
Ruhumdan bu korkuları alın benim..."
İşte bahar geldi. Hiç gitmeyecek zannetmeye başladığımız kış da bitti gitti işte.
Güneş artık ihtiyar dünyamızın üzerine yeniden, daha iştahla doğacak ve biz bir kez daha hayatın sarsılmaz ve mutlak akişi içerisinde biteviye aradığımız anlamı baharla buluşturacağız.
Küller ve tozlara sıvanmış gövdelerimiz, gümrah bir neşeyle ve bir daha haykıracak hayata: Ben buradayım ve hep olacağım!
...
Muktedirler soğuk, renksiz ve umutsuz bir dünya öneriyorlar. Geçmişin unutulduğu, anıların hiçbir kıymetinin kalmadığı sevgisiz bir yeryüzü. Tüm mevsimlerin kışa döndüğü böyle bir dünyada kendimizi ve birbirimizi tanımaya gayret etmekten, bahara sarılmaktan başka yolumuz yok. Bizden önce yaşamış olanlarımız ve bizden sonra yaşayacak çocuklarımız için dünyaya miras bırakacağımız inanç, umut ve vicdanımızdan başka neyimiz var ki?