İnisiyasyon tamamlandığında, kişi, emir alan ve emreden, ezen ve ezilen özellikleriyle, hiyerarşinin bir yerine -yukarıya, aşağıya, ortaya; ama asla dışına değil- yerleşmiş olur. Aile, okul, kışla, ibadethane sıralarından başarıyla geçmiş, bir işe girmiş ve aile oluşturarak silsileyi devam ettireceğinden kuşku duyulmayan; çalışmaktan, ibadetten, toplumun tüm vecibelerini yerine getirmekten kaçınmayacağına emin olunan, güvenilir kişi, kendi gibi güvenilir diğer vatandaşlarla birlikte, seçme ve seçilme hakkını kullandıkça, bol bol görünüp bol bol konuşarak, görüntü ve gürültü bolluğuna katkıda bulundukça, sistem, sırtının yere gelmeyeceğinden emindir.
Çocuk, tüm yaratıcılığı, oyunculluğu ve hayâl dünyasıyla doğar. Her şeye muktedirdir: Tekrar hariç, disiplin ve çalışma hariç. Ama aile ve okul, toplumsallık mikroplarının ilk aşılarını yapan bu iki kurum, yaratıcılığı, oyunculluğu ve hayali iğdiş eder. Hapishaneye ve kışlaya özgü bir eğitim, gelecek kavramını şırıngalarken, bugüne dair arzu ve merak yok edilir. Korku yoluyla öğretilen her şey, güvensizlik ve suçluluk duygusu yaratır. Deneyim ve yanılgı -oyunun ve yaratıcılığın bu iki temel unsuru- yerini basmakalıp değerlere, modellere bırakır; saldırganlık, hırs ve sahip olma, hiyerarşinin basamaklarında bir an önce yer alma güdüsü gelişir. Aile ve okul, parazit bir toplumun, üretim, tüketim, gösteri toplumunun bekleme salonudur. Kapı açılır ve herkes sahnedeki yerini alır, bir yetişkin olarak.