Yılmaz yılmaz

Yılmaz yılmaz
@Prometeus
Bütün soru işaretlerini çıkardım hayatımdan Ünlemlerle dolu bir yalnızlığım artik
Danısmanlık
Yuksek lisans
Istanbul
Diyarbakır
20 okur puanı
Mart 2018 tarihinde katıldı
Sömürge halkının öğrendiği ilk şey, kendi yerini bilmesi ve sınırları aşmamasıdır. Bu nedenle sömürge halkının hayalleri her zaman kaslarla ilgilidir: eylem hayalleri, saldırgan hayaller. Rüyamda sıçradığımı, yüzdüğümü, koştuğumu, tırmandığımı gördüm. Kahkaha attığımı, bir sıçrayışta bir nehri geçtiğimi, peşimdeki araba konvoyunun beni asla yakalayamadığını gördüm. Sömürgeleştirme döneminde sömürge halkı akşam dokuzdan sabah altıya kadar özgür olmaktan asla vazgeçmez.
Reklam
Bağışlanma falan istemiyorum. İstemiyorum benzi sararmış sesin bir dirhemini bile, sırtımdaki yaşam yüküne bir bağışlanma.
İnisiyasyon tamamlandığında, kişi, emir alan ve emreden, ezen ve ezilen özellikleriyle, hiyerarşinin bir yerine -yukarıya, aşağıya, ortaya; ama asla dışına değil- yerleşmiş olur. Aile, okul, kışla, ibadethane sıralarından başarıyla geçmiş, bir işe girmiş ve aile oluşturarak silsileyi devam ettireceğinden kuşku duyulmayan; çalışmaktan, ibadetten, toplumun tüm vecibelerini yerine getirmekten kaçınmayacağına emin olunan, güvenilir kişi, kendi gibi güvenilir diğer vatandaşlarla birlikte, seçme ve seçilme hakkını kullandıkça, bol bol görünüp bol bol konuşarak, görüntü ve gürültü bolluğuna katkıda bulundukça, sistem, sırtının yere gelmeyeceğinden emindir. Çocuk, tüm yaratıcılığı, oyunculluğu ve hayâl dünyasıyla doğar. Her şeye muktedirdir: Tekrar hariç, disiplin ve çalışma hariç. Ama aile ve okul, toplumsallık mikroplarının ilk aşılarını yapan bu iki kurum, yaratıcılığı, oyunculluğu ve hayali iğdiş eder. Hapishaneye ve kışlaya özgü bir eğitim, gelecek kavramını şırıngalarken, bugüne dair arzu ve merak yok edilir. Korku yoluyla öğretilen her şey, güvensizlik ve suçluluk duygusu yaratır. Deneyim ve yanılgı -oyunun ve yaratıcılığın bu iki temel unsuru- yerini basmakalıp değerlere, modellere bırakır; saldırganlık, hırs ve sahip olma, hiyerarşinin basamaklarında bir an önce yer alma güdüsü gelişir. Aile ve okul, parazit bir toplumun, üretim, tüketim, gösteri toplumunun bekleme salonudur. Kapı açılır ve herkes sahnedeki yerini alır, bir yetişkin olarak.
Eğitim
Kalıp koyucu, tekrarlatıcı toplum, ezberletir ve karbon kağıdıyla çoğaltılmış yaşantılar saçılır ortalığa, birbirinin aynısı ve soyut… Toplum, hoşgörerek (hoşgörü, güçlünün silahı, gözdağı…) ve bastırarak, iktidara davet eder. Yemin töreninin yeri ve zamanı, topluma, tarihe ve kişiye göre değişse de (uyumlu, uysal kişi taltif edilir, rütbelendirilir, ya da pişmanlık belgesi imzalatılır kişiye, boyun eğdirilir ve toplumun sempatizan bir unsuru olarak, düzelebilir, ıslah olabilir sürü adayı olarak kabul görür) içerik hep aynıdır: Evcilleşmişlerin paylaştığı yetişkinlik  ideolojisini benimseme; kopuk, parçalı yaşantılardan oluşan toplumsal rolü ciddiyetle yerine getirmeye çabalamak; yapmacıklığa, gösterişe ve yalana dayalı bir tükeniş; roller güçsüzleştikçe silikleşen, hiçleşen benlikler; “sahip olma” fiilinin -aileye, işe, otoriteye, mal mülke vs,- mülkiyeti altındaki hayatlar…(sf. 25-26)
Yaşamak, köleliktir; zamanın ve mekânın kuşatmasını veri almaktır, özgürlüksüzlüğün kabulüdür. İnsan, doğmuş olmanın azabını, hayatın köleliğini kabul ile tanrılaşma isteği arasında gidip gelerek teskin etmeye çalışır. İnsan olmak tanrı da olmaktır; simgeler yaratıcısı insan, tanrılarını -Ethika’yı ve Estetika’yı- yaratırken, eş zamanlı olarak, köleliğinin toplumsal kuramlarını -iktisadı, dini, politikayı…- da yaratmış, köleliğine kölelik katmış, sonra, tanrılarıyla birlikte kendini de öldürmüştür. Doğada kültürel ortam yaratabilen, salt hayatta kalma güdüsünün ötesine geçerek simgesel yaşantılar içine girebilen insan, yalnızca doğanın doğallığına aykırı davranmakla kalmamış, kendi insanlığına da aykırı düşmüştür. Dili, konuşmayı, resmetmeyi, yazmayı bilen insan, kendine ve doğaya yabancı, dolayımlı insan, “başka” bir doğanın insanıdır artık: doğa olmayan doğanın…