Yılmaz yılmaz

Yılmaz yılmaz
@Prometeus
Bütün soru işaretlerini çıkardım hayatımdan Ünlemlerle dolu bir yalnızlığım artik
Danısmanlık
Yuksek lisans
Istanbul
Diyarbakır
20 okur puanı
Mart 2018 tarihinde katıldı
tüm felsefe tarihi her koşulda -onaylayarak ya da reddederek, imkansızlıklar ya da ümitlerle, yokluklar ya da çarelerle, tespitler ya da ütopyalarla- gündelik hayatı katlanılır kılma çabasından başka bir şey değildir. (sf. 15-16) Burada ve bu kadar: firarı arzulayan bir ömür, zamanın ve mekânın tahakkümü karşısında, toplumun ve kurumların dayattığı gündelik hayat karşısında, bu yüzyıl sonunda (ve başında), kendi yokluğuna şen bir bilgi gibi ağıt yaktığında, ağıt, ağıt olmaktan çıkar ve bir lânete dönüşür -belki. (sf. 16) Doğum, bir yere, bir zamana. Ve doğuş, istilâya uğramak; geçmişin, ailenin ve çevrenin istilasına. Kişi bir uzantı artık; ailenin, çevrenin, toplumun, kuşağın, tarihin uzantısı. Yaşayan ve ölü bir tarihe, tasarı ve hayallere eklenir kişi; içselleştirir ya da dışlar tüm bunları, ama sonuçta, bir amaç ve anlam edinir kendine: Soyun, toplumun, kurumların yeniden üretimi. (sf. 18) Hayat, nedensiz var. Bunun farkında olmak ölümü bilmekten daha korkutucu. 
Reklam
Watt, Murphy, Molloy: Virane bir odanın sınırları içinde, bir koltuğa kendini bağlamış, sallanıp duran, başkaca kımıldamayan; zamanın akışı, beklemek, tek anlam (dönmüş çünkü, ufuktan, ya da geri gelmiş, varamadan, ama yaşamış, yaralı, örselenmiş, deli ve yorgun); konuşamayan, kimi zaman kekeleyen, çoğu zaman sesi hiç çıkmayan… Görülenin, işitilenin karşısında çığlık bile atılamaz artık; dilsizlik ve hareketsizlik kamusal ortamdan özel mekâna taşınmış olsa da, çokluk, çoğunluk duygusudur ağır basan. Kimse tek başına değil, kimse bir köprüde değil. Herkes, tek tek ve anonim, çok ve adsız. Bu nedenle, trajedilerini komedi gibi yaşayan, yaşatan bu insanlar için, eylem bir yana, intiharı mümkün kılan hareketlilik bile yok artık. (sf. 12-13) Kurumun gölgesi düştü: gündelik hayat… Gün, gündüz, aydınlıkta yaşayan, aydınlıkta yaşanan, sabahtan geceye, uyanık süremiz, gündelik hayatımız -ve ötesi; rüyalarımız, geçmişi ve geleceği hep yeniden tasarlayan, kurgulayan, kurcalayan varlığımız; mevcut halle nâmevcut ideal arasına sıkıştırdığımız dünya ve biz… Hayatımızın nerede ve nasıl kurulduğu, sürdüğü; ilişkiler, retler ve kabuller; katlanma ve bağışlama; hırs ve feragat, esir ve özgür ömürler… (sf. 15)
Bu dünyadan ve dünyadaki varlıktan memnun olmamak; üstinsanı, insanın sahici ya da yabancılaşmamış halini, olmayan insanı aramak; teorilerle, pratiklerle, varlığı -ideal varlığı- yarına, geleceğe taşımak; geleceği, geleceğin geleceğini tahayyül etmek, ama tüm bunları, şimdiki zamanda, bu dünyada, mevcut halle yaşamak… (sf.9) İnsan; hayâl kuran varlık, tahayyül ile gerçek arasına sıkışmış, kendini, sıkıştığı yerden dışarı, dışına fırlatan, sürekli, yaşayan, ölen. (sf. 9) Aynı yerde ve farklı. Zamanın düz bir çizgi olduğuna, zamanla birlikte kendisinin de ilerleyeceğine, değişeceğine, değişmesi gerektiğine inanan insan… Dünyadan ve hayattan umudunu kestikçe, dünyanın ve hayatın altında kaldıkça kendini kemiren insan… Yaşıyor olmak, her kuşak ve kişi için, bugün, burada, olabilmek için, kalıcılaşmak için, didinmek, hep daha fazla: malın, mülkün, edimin ve sözün fazlası için. İnsan bu, eyleyen ama bilmeyen; esersizliği, tek eserin hayatın kendisi olduğunu, hayatı hayat olarak karşılayıp uğurlamak olduğunu… kurumlaşmanın, çalışmanın, gücün ve iktidarın hayatı hayat olmaktan çıkardığını bilmeyen insan: ortak hiçbir şeyleri olmayanların ortaklığını bilmeyen insan… (sf. 10-11)
Dedimki,ışığa dokunabilirsin,yokluğa dokunabilen gerçek,dokun o kürdi hayale,o dağ kaplanına Serabın kıyıcı çağrısından sıçrayan Ve zehirdir sana ışığın bakışı,o kız bilgisi,o okunmaz destan Çünkü ozan,okunmaz bir kadındır Hayata derin bir lahit hazırlayan Lahitte bir yazı,divan Söylendikçe ikiyüzlü bir bıçak,söylendiği ağızları kanatan Ve her yazdığı bir mezar yazıtıdır,ancak ölmekle anlaşılan Ve okunmaz,yıkıcı aşk söylemi eşkiya kitabında Çünkü hayaldir iran Hayaldir İsfahan,hayaldir Kürdistan. Ve gerçek,senin uzak olmandır O apaçık cinayet,o semavi Kur'an...
Şiir
Kapitalizm bir kara sevdanın adı. Tutkulu bir aşk hikâyesi… Her gün kalbimizi kıran, bize hakaretler yağdıran, herkesin içinde rezil eden o sevgiliyi(!) terk edemiyoruz bir türlü. Alış-veriş merkezleri dolup taşıyor. Kredi kartı borçlarımız şişiyor. Bütün bu borçları ödemek için daha çok çalışmaya razıyız. Ailemizi, sağlığımızı, tatillerimizi, ibadetlerimizi feda ediyoruz. Hatta iş “arkadaşlarımızın” ayağını kaydırmak için planlar yapıyoruz. Heyecanla satın alıp eve getirdikten sonra bir kenara attığımız ne çok şey var oysa. Okunmamış kitaplar, seyredilmeyi bekleyen DVDler, modası geçmiş giysiler, eski cep telefonları… Almak gerek ama kullanmak şart değil. Çünkü karnımızı doyurmak için değil“birisi olmak” için tüketiyoruz
Reklam