Ser hışk

Tabii Sokrates'e göre, kişinin kafasında doğru bir düşünce olduğu halde bu kişi kendisine yöneltilen itirazlara mantıklı biçimde yanıt verecek bilinçten yoksunsa, bu kişinin düşüncesi doğru düşüncedir. Sokrates bilgiyi doğru düşünceden üstün tutar; çünkü bilgi sahibi olmak yalnızca bir şeyin niçin doğru olduğunu bilmek değil aynı zamanda öteki seçeneklerin niçin yanlış olduğunu da bilmek demektir.
Sayfa 39·Kitabı okuyor
Reklam
En iyi giriş cümlelerinden...
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın' bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece "daha" sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.
Sayfa 13·Kitabı okuyor
Zira genele vurursak hiçbir topluluk kendine düşman kesilmez, bir kesimin bizzat topluluğa yönelik ölüm tehdidi oluşturduğuna ikna edilmediği, bu yönde kışkırtılmadığı sürece tabii. Sorunu bu şekilde ele alarak, hedefe oturtulan kesimlerin esasında o toplulukların birer parçası olduğunu söylemeye varıyorum. Ama sorun daha derinlere iniyor: Topluluğun kendine dair kavrayışının sınırlarını korumak amacıyla dışlanan, sınır dışı edilenlere bağlı olarak topluluğun tanımı da daralmış durumda. İç teki düşman topluluğu içerden tehdit eden o yabancı unsurdur artık. Topluluğu kendi nüfusundaki bir bölüme saldırmaya kışkırtmak sınır dışı etme, cezalandırma, hatta imhayı gerektiren tehlikeli bir fantazma yaratan vaatlerin, etkili bir tahrikin gelmesine bağlıdır.
Sayfa 78·Kitabı okuyor
Toplumsal cinsiyet karşıtlığı aileyi (heternormatifliğine yönelik her sorgulamaya karşı) ve ulusu (ırk saflığına yönelik her sorgula-maya karşı) savunmanın yanı sıra faşizmin hem geçmişine hem bu-gününe ait olan soyarıtımıyla da bağlantılıdır. İkisi arasındaki bağ-lantının farklı farklı ülkelerde muhafazakâr siyaset biçimlerinde yinelenmesi milliyetçi gündemlerin, hareket ettikçe etkisi birikerek artan "toplumsal cinsiyet" gibi anahtar kelimelerin uluslaraşırı düzlemdeki dolaşımına bağlı olduğunu gösteriyor.
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Heidegger, aşkı şöyle tanımlarken herhalde başka türlü bir sevginin hayali-ni kuruyordu: "Aşkın en derin tanımını, 'amo volo ut sis' diyen Augustinus yapmıştı belki de: Seviyorum, yani sevdiğimin oldu-ğu gibi olmasını istiyorum. Aşk [sevilenin] özünü] ortaya çıkartacak şekilde bir kendi haline bırakmaktır."Yani aşk, "birinin ötekine karşı en derin özgürlüğüdür.Ama istemenin,' volo'nun niyetliliği, amaçlılığı bu aşka bir ikircik ve çifte anlam yükler. Arendt bu yüzden haklı bir şüphe dile getirir: ""Volo ut sis': ben senin esasında olduğun gibi, özün gibi olmanı istiyorum anlamı-na gelebilir ve o zaman aşk değil, Öteki'nin özünü bile kendi iradesine tabi kılan bir hükmetme saplantısının ifadesi olur.
Sayfa 74·Kitabı okuyor