Dinle, bak hayat nedir:
1. Perde: Gökyüzü kurşun renginde. Canınızı yakarlar.
2. Perde: Gökyüzü kurşun renginde. Tekrar canınız yanar.
3. Perde: Hava kararır, yağmur başlar.
4. Perde: Karanlık çoğalır. Bir kapı görülür.
5. Perde: Gece, koyu gece, kapı kapalı. Dışarıdasınız. Kapının dışında. Elbe kıyısındasınız; Seine Nehri, Volga, Mississippi kıyısında. Boyuna düşünüyorsunuz, soğuktan donmuş, aç ve müthiş yorgun. Derken birdenbire cump diye bir ses duyulur. Suda küçük, şirin halkalar peyda olur. Sonra perde hışırtıyla kapanır. Balıklar, solucanlar sessiz bir alkış ziyafeti çekerler. İşte hayat! Ancak bir hiç, değil mi? Ben, ben artık yokum bu oyunda. Esneyişlerim dünyalar kadar geniş!
İnsanın karnı tok, sırtı pek oldu mu başkalarının yoksulluklarını okuması, merhamete gelip iç çekmesi ne tatlıdır. Ama ne yazık, gözlerim boyuna kapanıyor. Yorgunum, yorgunum ben. Bir köpek gibi esnemek, gırtlağıma kadar esnemek istiyorum. Ayakta duracak halim kalmadı. Yorgunum, yahu! Artık yürümek istemiyorum, yürüyemem, anlıyor musun? Bir milimetre dahi...
Boş mu ver? Senin hiç başka cevabın yok mu? Milyonlarca ölü, yarı ölü, kayıp... Bunların hiçbir önemi yok mu? Boş vereyim ha? Yolumu mu şaşırdım? Evet, bu yol yaslı, zalim, batak. Ama biz dışarıda, hep onun üzerinde yürüyoruz. Biz bu yol boyunca topallıyor, haykırıyor, aç yürüyoruz: yoksul, üşümüş ve yorgun! Ama Elbe beni kokmuş bir et parçasını geri püskürtür gibi dışan kustu. Elbe beni uyutmuyor. Yaşamalıyım, öyle mi? Bu hayatı mı yaşamalıyım? Peki, cevap ver bana: Niçin, kimin için, ne için?
— Eskiden, eskiden, eskiden! Eskiden dediğin zaman hangi zaman? On bin sene öncesi mi? Bugün ancak altı sıfırlı ölü listeleri yapıyor bu işi. İnsanların artık lambalarının yanında iç çektikleri yok. Yatacak yatakları olanlar derin, deliksiz uyuyor şimdi. Bir bardak gibi ağızlarına kadar kederle dolu ve dilsiz, birbirlerine bakıp geçiyorlar: Avurtları çökük, sert, acı, iki büklüm, yapayalnız! Uzayıp gittiği için kolayca söyleyemedikleri rakamlarla besleniyorlar. Rakamların anlamına gelince...
— Boş ver , Beckmann!
— Boş vermek yok, ölünceye kadar boş vermek yok! Rakamlar o kadar uzun ki, insan kolayca söyleyemez onları. Rakamların anlamına gelince..
— Boş ver!
— Boş verme! Rakamların anlamı: ölüler, yarı ölüler, bombalarla ölenler, mermi parçalarıyla ölenler, açlıktan ölenler, bombardımanda ölenler, buz altında ölenler, okyanuslarda ölenler, kahırdan ölenler, kayıplar, kaçaklar, sağ mı ölü mü bilinmeyenler. Bu rakamların sıfırları, ellerimizdeki parmakların sayısından da çoktur.