Birbirimize, “Bu fazla yaşamaz...” ya da “Sıra bunda...” diye fısıldıyor ve akşamları günlük bit ayıklayışımız sırasında, kendi çıplak bedenlerimizi görerek, şöyle düşünüyorduk: İşte bu vücut, benim vücudum, bir cesetten başka bir şey değil. Bana ne oldu? Şu büyük insan kitlesinin... dikenli tellerin arkasında, birkaç toprak barakaya tıkılan, cansız olması nedeniyle her gün belli bir bölümü çürümeye başlayan bu kitlelerinin etinin bir parçası olmaktan öte bir şey değilim.