Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...
Yabancıyla benzerliğimiz arttıkça onu ötekileştirmemiz ve ona nefretimiz de artıyor. Nasıl, ilginç değil mi? Oysa yansıttığımız duygu her ne ise bize ait. Bize ait olan ama bizim için nahoş olan duyguyu muhafaza ettireceğimiz bir kap arıyor gibiyiz. Tehlikeli madde taşımak gibi, onu taşıyan kap biz olmak istemiyoruz.