Doktor, “Bir bakalım,” dedi. “Melody şu anda beş yaşında. Yeni bir ortama uyum sağlaması için ideal yaş. Siz ve eşiniz böylece hayatlarınıza devam edebilirsiniz, o da size yük olmaz. Zamanla anılarınız da canlılığını yitirecektir.”
Telaşla anneme baktım. Gönderilmek istemiyordum. Onlar için bir yük müydüm? Hiç bu şekilde düşünmemiştim. Belki de ortalıkta olmasam her şey onlar için daha kolay olurdu. Yutkundum. Ellerim buz gibi olmuştu.
Annem bana bakmıyordu; gözlerini Dr. Hugely’e dikmişti. Elindeki mendili buruşturdu ve ayağa kalktı.
“Size bir şey söyleyeyim, doktor. Ne cennette ne de cehennemde Melody’i bir bakım evine gönderme ihtimalimiz var!”
Gözlerimi kırpıştırdım. Bu benim annem miydi? Tekrar gözlerimi kırpıştırdım ve işte oradaydı, Dr. Hugely’nin suratının yanında. Konuşmasını bitirmemişti. Sinirle broşürü çöp kovasına fırlattı.
“Biliyor musunuz,” dedi, “bence çok soğuk ve duygusuzsunuz. Umarım hiçbir zaman engelli bir çocuğunuz olmaz. Muhtemelen onu çöpünüzle birlikte kapı önüne koyarsınız!”
Dr. Hugely şoke olmuştu.
“Ve dahası,” diye devam etti annem, “bence yanılıyorsunuz! Duvarlarınızdaki gösterişli diplomalara rağmen Melody, sizinkindan daha ileri bir zekâya sahip!”
Gözlerini kırpıştırma sırası doktordaydı.
“Sizin için her şey kolay. Tüm fiziksel becerileriniz sorunsuz çalışıyor. Anlaşılmak gibi bir kaygınız hiç olmamış. Tıp dereceniz var diye çok zeki olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?”
Doktor çenesini kapalı tutup başını öne eğmesi gerektiğini bilecek kadar zekiydi.
Annem devam ediyordu:
“O kadar da akıllı değilsiniz beyefendi, sadece şanslısınız! Sorunsuz yetilere sahip olan bizler, sadece bağışlanmış kişileriz. Melody birçok şeyi anlayabiliyor, iletişim kurabiliyor ve bunu kendisi için hiçbir şeyin doğru düzgün işlemediği bir dünyada yapıyor.