“Bazen düşünüyorum, biz nasıl okul okuduk? Beraber yaşadığımız bu coğrafyada nasıl olur da birçok şeyden habersiz yaşayabilmışız? Neden kendi ülkemizi gezmeden, bilmeden, insanların yüreklerine dokunmadan; Avrupa ülkelerine gidip oraları gezmeyi tercih ettik? Biz birbirimizi daha tanımıyoruz, bilmiyoruz. Hangi kültürden bahsediyoruz?”
“Neden hayatın sahte yüzüne aldanıp onun seline kapılıp gidiyoruz? Çok üzgünüm! Takvim yaprakları hazan hüzünleriyle solup dökülüyor bir bir… Geriye dönüşü olmayan bir yolda yürüyorum. Yolumun sonunda beni ne bekliyor bilmiyorum!”
“Televizyona alışan çocuklar sıkılıyordu. Kızlar ve babaları Salih’ten televizyonu açmasını istediler. Hasan, Salih’e, “Televizyonu aç da çocuklar sıkılmasın” dedi. Salih: “Hayır! Olur mu hiç öyle şey!” dedi. Saliha teyze de araya girdi: “Olmaz tabii oğlum, taziyemiz var, açamayız!” dedi.”
Darwin ‘Türlerin Kökeni’ni yazdığında, felsefecilere ve fizikçilere, yüce bir güç tarafından geliştirilmiş bir dünya değil de, sayısız belirsiz mutasyon sayesinde milyonlarca yıl boyunca evrim geçirmiş bir dünya olduğu görüşünü sundu. Bu eser 1859 yılında yayımlandığından beri, Yaradılışçılık’ı reddederek evrimi kabul eden herkes, ayrıca yazgı, kader gibi belirli değişmezler olduğunu da reddetmişti ve determinizmi de reddetmek durumundaydı.