O zamanlar aksini düşünsem de şimdi anlıyorum ki, kader karşısında hep acze düşermiş insan. Vatanı kurtaracak iradeye sahip olsa bile, kendi ömür çizgisini degistirecek kudreti bulamazmış kendinde.
Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır bunun ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları ne ağaç silsilesi... Annemizin şevkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarıdır vatan... Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz.