Aşıkın maşukuna layık övgü bulması ne zormuş... Dünyanın tüm lisanlarını bilsem, yine sana layık olacak kelamı edemem, mazur gör beni. Hangi dilde anlatılır ki sana olan sevdam? Şu ışığına, zarifliğine, asilliğine, yüceliğine baksana! Hangi birini sayayım? Hilalin ışık, yıldızın pusula olur bir millete.
Bir rivayet var ki; sana bir kez sevdalanan mecnun olmaya razı gelirmiş. Öyle çok severmiş. Doğrudur bu rivayet. Yoksa nasıl açıklanır mecnun misali uğruna verilen canlar?..
Evladını kendinden bir parça gibi seven merhamet dolu bir anne, insanın sırtını korkusuzca yaslayacağı bir dağ olan baba gibisin sen. Namazını eksik etmeyenin yüzü gibi parlaktır beyazın. En yüksek mertebede olan şehidimin kanıdır kırmızın.
Sen bu milletin gözbebeğisin. Yürekleri birleştirensin. Bağımsızlığımın sembolü, hürriyetimin nişanesi, gökyüzünün vazgeçilmez süsü, vatan düşmesin diye canını vermeye hazır mücahitsin. Sen cepheye mermi taşıyan Şerife Bacı, Seyit Onbaşı'nın gücüsün. İstanbul'da peygamber övgüsü almış Fatih ve onun muzaffer ordususun. Şanlı tarihimin yadigarı, atalarımın emanetisin. Çanakkale'de şehitlerimin kanı, düşmanlarımın korkususun.
Öyle ya, senden öyle çok korkarlar ki her fırsatta seni yerle bir etmenin yolunu ararlar. Kesilesi dilleriyle sana hakaretler eder, pis ellerini sana uzatmaya cüret ederler. Ama bilmezler; bu millet, seni yerle bir etmeye kalkanları yok etmeye ant içti!
Şimdi seni yerle bir etmeye kalkanlara inat en yüksekte dalgalan! Bırak onlar bayraklarını göndere çekip senin hizana getirmeye uğraşsınlar. Nasılsa her gökyüzüne baktıklarında bir hilal, bir de yıldız görecekler. Sen müsterih ol, gölgende yaşayan bu millet, hiçbir zaman üstündeki şehit kanlarını sineye çekmeyecek!
~Nefise Sıla Kurt