Geir TANGEN’den sanıyorum okuduğum ilk kitap. Muhtemelen son kitap.
Bu kitabı tek kelimeyle özetlemem gerekse seçeceğim kelime ‘KLİŞE’ olurdu.
Kitabın özet konusu çok klişe öncelikle ‘katilin cinayetleri işlemeden önce bir gazeteciye haber vermesi, yargının sağlayamadığı adaleti yerine getirdiğini iddia etmesi, polis-katil-gazeteci üçgeninde gelişen olayların en klişe biçimde işlenmesi.’
Norveç polisiye romanı diye geçiyor. İlk defa İskandinav suç romanı okudum.
Zaten isimler farklı hatırda kalması zordu. Bu yüzden kitaba adapte olmakta zorlandım. Bir isim okuduktan sonra ‘ya ben bu karakteri az önce okumadım mı?’ diye şüpheye düşüp, başka bir karaktere geçildiğini farkettiğim, özellikle kitabın başlarında, çok oldu.
Daha zor olan şey ise karakterlerin kadın mı yoksa erkek mi olduğunu saptamaktı. Tabii ki kurgu romanlarında edebi kaygı beklemem, süslü cümleler, yoğun edebi tasvirler olmaz. Ama karakterin gözünüzde canlanmasının neredeyse imkansızlaştığı bir betimlememe yöntemi seçmiş yazar. Kendiniz ara diyaloglardan alıyorsunuz ne alacaksanız. Bu nedenle kitap gözünüzün önünden bir film gibi geçmiyor. Kısa kısa sahneler beliriyor zihninizde.
Yaşadığım bu kopukluğun tek nedeni karakter ve yer betimlemelerinin eksik olması değil. Kitap alışılageldik biçimde bölümlere ayrılmış. Daha doğrusu siz her günün belli saat dilimlerinden belli karakterlerin başlarından geçen olayları okuyorsunuz. Ama o kadar yüzeysel ki anlatamam. Sadece 1-2 sayfa kısa kısa olaylar ve yaşanılanlar anlatılıyor. Sürekli karakter, yer, zaman değişimi yaşayıp bağlantı kuramadığınızdan kitabın olmayan akışına da kendinizi kaptıramıyorsunuz.
Zaten işlenen kurgu o kadar klişe ki, kitabın sonunda yazar ters köşe yapmış o bile klişe. Mesela: katilin cinayetleri daha öncesinden gazeteciye mail atması,
MaestroGeir Tangen · Yabancı Yayınevi · 201885 okunma
Bütün o donanma, şatafat, karının kan ağlayan içini gizlemek için. Yoksa, hakikaten bahtiyar insanın bahtiyar görünmek için o kadar gürültü patırdıya ne ihtiyacı var?
Bu inat nedir bilir misin? Şahsiyetsizliğin yerini alan kör ve karanlık bir benlik duygusudur. İnsanı saadete de, felakete de götürebilir. Önünü görmediği için düzlükle uçurum arasındaki farkı, adımını attıktan sonra anlar.