Youqing’e kan grubu testi yaptıklarında aranan kan olduğu anlaşılmış. Oğlumun yüzü kızarmış, âdeta mest olmuş. Kapıya koşup arkadaşlarına seslenmiş. “Benim kanımı alacaklar!”
Kan alınacaksa biraz alınmalı. Fakat hastanedekiler, valinin karısının hayatını kurtarmak için hiç durmadan kanını almışlar oğlumun. Sonunda yüzü sapsarı olmuş, ama o yine de sesini çıkarmamış. Ancak dudakları da sararmaya başlayınca, “Başım dönüyor,” diyebilmiş.
Kan alan adam, “Kan verirken her zaman başın döner,” demiş.
Youqing vücudunun karşılayabileceğinden çok fazlasını vermiş fakat odaya gelen başka bir doktor hâlâ yeterli olmadığını söylemiş. Kan alan kuş beyinli, neredeyse oğlumun vücudundaki tüm kanı çekmiş. Youqing’in dudakları morarmış ama adam durmak bilmemiş. Ancak Youqing’in başı yanına düşünce adam paniklemeye başlamış. Bir doktor çağırmış. Doktor dinleme aletiyle göğsünü dinlemiş Youqing’in.
“Kalbi durmuş,” diye mırıldanmış.
“Kaç tane oğlun var?” diye sordu doktor.
Dizlerimin bağı çözüldü, bacaklarım titriyordu. “Sadece bir tane oğlum var, size yalvarıyorum, oğlumu kurtarın!” dedim.
Yine sordu, “Niye sadece bir tane oğlun var?”
Böyle bir soruya nasıl cevap verilebilirdi? Sinirlenmiştim.
“Oğlum hala yaşıyor mu?” diye sordum.
Başını iki yana salladı ve “Öldü,” dedi.