O karanlıkta bir adım atmıştı; dişlerini sıkıyordu ve oda- nın o yığın yığın karanlıklarına gülen sinirli, geniş bir gülüşle sanki çehresi yırtılıyordu; birden titreyen dizlerine bir şey, bir alçak sandalye, dokundu; ayaklarının önünde onu yürü- mekten meneden bir duvar yükseldi. Oh!.. Açamayacaktı, o adamın karşısına çıkamayacaktı ve elinde hep o küçük zarif oyuncağın siyah ağzı kıvrılıyor, kıvrılıyor, ona çevrilmek, karanlıkta onu bulmak istiyor ve ikna eden bir sesle:
- Evet, güzel, genç, nefis kadın, senin için yapılacak yalnız bu var! diyordu.
Kendisini aldatmak isteyen bu hain şeyi silkip atacaktı, ölmeyecekti; bu güzel, genç, nefis kadın yaşayacaktı; sonra birden, artık kırılmaya hazır, çatırdayan kapının karşısında, bileğinin direnmesine bir yorgunluk geldi, sanki onu bir kuvvet büktü, mağlup etti, nihayet o siyah ağız kıvrıldı, kıvrıldı, bir yılan hainliğiyle, karanlıkta, o çok acıtan aşk yarasıyla sızlayan noktayı buldu