İrem Kılıçaslan

Bütün nutku o kı­rık dökük birkaç cümleden ibaretti. Önce: - Hepiniz öleceksiniz! dedi. Sonra bu cümleyi eksik buldu. Sözlerini: - Hepimiz ölecegiz! diye tamamladı ve ilave etti: - Vatan kurtulacaktır! Bütün nutuk (demeç) hemen hemen bundan ibaret kaldı. Orduya bir tek asker vermeyen Yemen'in, Hicaz'ın, Irak'ın; orduya karşı sava­şan Sina, Filistin, Suriye çöllerinin; yolları kesen ve devlete baş eğmeyip her gün Türk askerlerini öldüren asilerin yaşadığı Dersim, Sason, Talori dağlarının nasıl kurtulacağını, bu genç kumandan işte bu sözlerle göster­miş oldu . . . Fakat kumandanımızın bu nutkunu dinlemek için onun etrafından cephe tutan saflarda hiç kimseye, o zaman bu nutuk, soğuk ve mantık­sız görünmedi. Hatta bizlere sorulursa bu nutka bile lüzum yoktu. Bizler kendimizi, zaten bu ölüm için yetişmiş sayıyorduk. Bu ölüm için hazırlanmıştık. O zaman bizim neslimiz, kendisi için hiçbir hak düşünmeyen bir nesildi. Bize göre hak yok, vazife vardı. Vazife görülecek, can verile­ cek, şan vatana bağışlanacaktı. Can bizimse şan onundu . .
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Biz gençler, şimdi de muallim mektebi dershanelerinin duvarlarına asılan haritaların başına toplanıyorduk. Bu haritaların üstünde yeni Türk vatanının sınırlarını çizmeye çalışıyorduk. Osmanlı Afrikası, Yemen'ler, Hint'ler, Bosna Hersek'ler artık gözümüze görünmüyordu. Bir elimizi Balkan geçitlerinin, Tuna Meriç havzalarının üzerine koyar­dık. Sonra diğer elimizi Kırım'ı, Kafkasya'yı, Başkırdistan'ı, Türkistan'ı sıralayarak Altaylara, Çin Türkistanı'na, Çangariye'ye, Altın Dağ'a uza­ tırdık: - Buraları hep bizim! derdik. Buraları hep biz kurtaracaktık. Rumeli'de sınırlarımız, gerçi bi­ zim mektebin kapısından iki kilometre ileride, Edirne'nin şehir istasyo­ nunda bitiyordu. Ama bu bizim gözümüze görünmüyordu. Bizim gö­zümüz dünyanın öbür ucunda, Kafkasya'larda, Türkistan'larda, Çin sı­nırlarındaydı. Oralara gidecektik. Köylere, avullara, obalara, koşacaktık. Elde asa ayakta çarık, sırtta kitap çantalarını Anadolu'ya, Azerbaycan'a, Türkistan'a taşıyacaktık ... Yakın mazi artık kasvetli bir rüyaydı. Hakikat, yalnız istikbaldeydi. Ve aradığımız su, orada önümüzde parlıyordu ...

İrem Kılıçaslan

, bir kitabı okumaya başladı
Jane Austen
8.4/10 · 97,8bin okunma