Onun yüce gönlü, bilgiden meydana gelmiş bir büyük denizdi. Bedeni, bilimden yapılma kâmil bir dağdı. Edebi ve hayası melekleri bile utandırırdı. Takva ve verâ deniziydi.
Ve dedim size ölüm de nasip işidir, tam da böyle. Sizler nasıl yaşarsanız ölüm de öyle gelir size. Zira herkes kendi ölümünü kendi içinde taşır ve herkesin ölümü kendi rengindedir.
"Allah ölümün de hayırlısını nasip etsin her birimize."
Kendi kendime şöyle düşündüm Nişabur'daki medreselerden birinin büyük eyvanının altında talebelerine ders veren bir âlimi Muhammed Şemseddin ile dinlerken; acaba ben de bir talebe olabilir miydim? Tamam bir ağaç dalıydım, insan değildim ama ben de Emir Külâl'in dizinin dibindeydim, dinlemiştim ondan anlattıklarını, Muhammed Şemseddin'le her âlimi ben de görmüş duymuştum. Ben de talebe olamaz mıydım yani?