"Nahif, hassas, mahçup, çekingen bir çocuktun. Bunlardan başka mahzun ve yalnızdın. Bu yaradılışta, bu vaziyette bir kimsenin insan cemiyetleri içinde hali haraptır... Bir sürü, içinden ayrılmak temayülünü gösterenlere karşı çok zalimdir."
"Bizim doğru veya yanlış diye kabul ettiğimiz şeyler, çoğu kez, taşıdığımız zihniyetin dışa vuran yansımaları oluyor. Bir hususun doğru olduğunu da, yanlış olduğunu da belirleyen faktör bizim zihniyetimizle, dahası niyetimizle yakından ilgili bulunuyor."
"Müslümanların, halen içinde yaşadıkları gerçekler, aslında onların yaşaması gereken gerçekler değildir. Müslümanlar, halen dünyanın her yerinde kendilerine ait olmayan bir hayat tarzını yaşıyor."
"Var olan gerçekler her zaman olması gerekeni mi yansıtır, yoksa olması gerekmeyen ve aslında bir doğruya tekabül etmeyen şeyler de mevcut gerçeklerde yansıyabilir mi? Bu son söylediğimizi şöyle bir örnekle somatlaştırabiliriz: Marx'ın diyalektiğine göre işçi ihtilalinin İngiltere'de olması gerekiyordu. Çünkü öngörülen teorinin temel aldığı bütün maddi gerekçeler böyle bir sonucu teorik olarak kaçınılmaz kılıyordu; fakat teorik olarak "olması gereken" ile gerçekte "olan" birbiriyle çakışmadı.Gerçekler, teorik olarak olması gerekenden başka türlü tezahür etti. Daha açık bir deyişle, teorinin soyut olarak içerdiği doğrular, her zaman somut bir doğruya tekabül etmeyebilir. Teorik doğrularla pratik doğrular (yani gerçekler) her zaman birbirinin aynı olmayabilir."
"Eskimolarla ilgili bir filmde, bir misyoner, Hıristiyanlık propagandası için Eskimoların arasına katılır. Hıristiyanlığın erdemlerini, ahlâkını anlatırken, elbet sıra Hz. İsa'ya gelir. Eskimo: "Nedir o?" diye sorar. "Bir ışık" diye cevap verir misyoner, "İsa bir ışıktır." der. Eskimo, ışık sözünden hoşlanır ama misyonerin ne demek istediğini kavrayamaz. Söyleneni, kutupta az görülen güneş ışığı gibi bir şey sanır."