Klasik okumayı neden bu kadar seviyorum? Çünkü her okuduğumda coğrafya, tarih farketmeksizin salt insanın ne kadar değişmez olduğunu görüyorum. Yüzyıllar geçmiş, eşyalar değişmiş, savaşlar olmuş, barışlar olmuş fakat kişinin sevinçleri, acıları, tutkuları, hırsları aynı kalmış.
Kitabın bir noktasında Balzac "Yaşanılan dakikanın gelip geçici şeyleri, günlük olayların tuhaflıkları karşısında coşmak, öfkelenmek, tutkulanmak, Fransızların hamurunda vardır." diyor. Aynı şey Türkler için de geçerli değil midir;İtalyanlar, İngilizler, Boşnaklar için de. İnsanlığın ortak noktası:Duygularımızın ve tepkilerimizin değişmezliği.
Kitabımıza gelelim:Aynı çatı altında yaşasa da, aynı kanı taşısa da hayatı farklı hesap biçimleriyle yaşayan ve algılayan baba ve kız üzerine kurulu bir roman. Babanın değeri altınları, kızının değeri duyguları.Bunun yanında kitabı şekillendiren ve zenginleştiren birçok yan karakter var. Balzac'ın ironik dili, karakter çözümlemeleri, eylemlerin nedenlerini ve sonuçlarını irdeleyişi muazzamdı.Kendisinden okuduğum ilk kitaptı, devamını büyük bir heyecanla getirmek isterim.
Zaman zaman güldüren, çoğu zaman hüzünlendiren, çokça düşündüren, şaşırtan, heyecanlandıran kısacası her duyguyu içinde barındıran bir eserdi.Tam bir klasik..
Eugenie ;okumadığım, hissettiğim karakterler arasında yerini aldı.