Bir yerlerden çalışmadan geçineceğimiz kadar para gelsin. Kitap okuyalım, sinemaya gidelim, müzik dinleyelim, sanatla ilgilenelim. İşsiz ama entellektüel bir şekilde yaşayalım. Mutlu olur muyuz acaba yoksa bir hep bir şeyler eksik mi kalır?
Kahramanımız Bay C, aynen bu şekilde yaşıyor ama mutlu değil. Dünyayı sallanan korkuluksuz bir köprüye benzetiyor, insanın yuvarlanıp düşmemek için uzanıp tutacağı bir tutamak olmalı diyor ve kendini bu dünyaya bağlayacak tutamağını arıyor. Ona göre bu tutamak kişiden kişiye değişiyor, bazen bir çocuk, bazen iş...
Bay C ise O'nu arıyor. Gerçek sevgiyi bulabileceği tamlayanını...
Bulabilecek mi yoksa dünyada olmayan bir şeyi mi arıyor? Belki de buldu ama bilemedi...
Yusuf Atılgan kitabında 1950'lerde İstanbul'da yaşayan baş karakter Bay C.'nin bir yılını dört mevsim başlığı altında anlatmış. Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz. Kitapta bilinç akışı, iç monolog, diyalog, leitmotif, mektup yazma ve günlük tutma gibi anlatım teknikleri kullanılmış. Açıkçası ağırlık bilinç akışı olmasına rağmen diğer teknikleri de kullanması romanı daha rahat okunur hâle getirmiş. Bunu ilk yirmi sayfa için söylemiyorum. Çünkü kitap ilk 20-30 sayfasını okuduktan sonra anlaşılır oldu benim için, sonra çok rahat devam etti. Okumak isteyenlere az sabır gösterin ve ilk bölümü bitirin derim.
Aylak Adam yani Bay C. toplumdan kendini soyutlamış, yalnızlık hisseden bir karakter. Sıradan hayatlardan, alışkanlıklardan, bir şeylerin rutine dönmesinden korkuyor, sevmiyor ve kaçıyor. Çocukluğundan kaynaklı bazı psikolojik sorunları var. Tüm sorunların kaynağını kitabın sonuna doğru Bay C.'nin kendi ağzından okuyoruz.
Yazar, bireyin buhranlarını, yabancılaşmasını anlattığı psikolojik bir roman yazmış. Yazdığı dönemlerde toplumsal gerçekçilik romanları yazıldığı için kitabı