Rems

Rems
“Biraz Daha Işık” Prost'unbeşçayı. -Onlara bakmayı zannederken, röntgenlerini çekiyordum-
Roparatör
Van
161 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
"Pekala, Celeste. O halde söylüyorum. Harika bir haber. Bu gece, 'son' sözcüğünü yazdım!" Her zamanki gülüşüyle ve o ışıl ışıl bakışlarıyla şöyle ekledi: "Artık ölebilirim."
Başka bir defa da şöyle anlatmıştı: "Hayatın gerçekliği hafızadan ve gözlemden geçer; aksi halde hayat avuçlarımızdan akıp gider. Tüm gözlemlerimi ve hafızamdakileri karakterlerime aktarıyorum, böylece gerçek olabiliyorlar. Gerçek olmalarının yolu 'eksiksiz' olmalarından geçiyor. Bu yüzden onların kıyafetlerine kadar detaylara boğulup, gerçek hayattan birçok insanı hafızama aldığım özellikleriyle işliyorum."
"Biliyor musunuz Celeste, eserlerimin edebiyat dünyasında bir katedral niteliği taşımasını istiyorum. Bu yüzden bir türlü bitirmiyorum. İnşası bitse bile her daim bir şeylerle süslenebilmeli; bir vitray, bir sütun başlığı, küçük bir mabet veya köşede küçük bir heykel."
Onu fark etmemiştim, biri göstermese, muhtemelen görsem de tanıyamazdım. Bir harabeye dönüşmüştü, ama muhteşemdi, hatta bir harabe bile değil, fırtınada bir kaya kadar romantik ve güzel bir varlıktı. Istırap dalgaları, acı çekmenin yarattığı öfke ve giderek yaklaşan kurnaz ölüm tarafından kamçılanan, bir kaya gibi ufalanan çehresi, öteden beri hayran olduğum üslubunu ve eğrilerini korumuştu; fazlasıyla aşınmış olduğu halde çalışma odamızı süslemesinden mutluluk duyduğumuz güzel antik bustler gibi haraptı. Ne var ki, geçmiştekinden daha eski bir doneme aitmiş gibi görünüyordu, çünkü bir zamanlar daha parlak olan yüzeyi matlaşıp pürüzlenmekle kalmamış, eski incelik ve neşe ifadesinin yerini hastalığın yol açtığı, iradedışı, bilinçdışı bir ölümle mücadele, direnme ve yaşama zorluğu ifadesi almıştı.
"Çiçek açmış küçük bir bakla tarlasından ince, tatlı bir siğilotu kokusu yayılıyordu; bu kokuyu bize vatanımızın bir esintisi değil, sürgündeki bitkiyle alakasız, hatırlama ve hazzın duygudaşlığından yoksun, vahşi bir Newfoundland rüzgârı getirmekteydi. Güzelliğin koklamadığı, göğsünde arıtmadığı, ayak izlerine dağıtmadığı bu rayihada, başka bir şafağa, başka bir tarıma, başka bir dünyaya ait bu rayihada özlemlerin, ayrılığın ve gençliğin bütün hüzünleri mevcuttu."