Şu aralar marjinal okumalara kaydım.Fikirlerim bir hayli değişti.Sadece Türkiyeden değil insanlığın geleceğinden endişeliyim.
Egoyu at, gerisi gelir.
Nietzsche
My profile on Letterboxd boxd.it/42kYh
Kendini bir sahtekar gibi hissediyordun, çünkü onları düş kırıklığına uğratmamis olsan da, kurdukları düşlere hiç benzememistin. Öte yandan, o düşleri de bilmiyordun, sana anlatmalarını hiç istememiştin. İnsan neden çocuk yapar ki? Yaşamı uzatmak için, ayrıca çocuğunun neye benzeyecegini görmeye meraklı olduğu için. Zaman zaman surdurdugun yaşamın daha fazla uzatilmaya degmeyecegini dusunuyordun. Ama çocuğun sen olmayacaktı. Kendisi olacaktı. Kendi uzuntunu de ona gecirecegin ne belliydi? Tam tersine, yazgisinda mutluluk olamaz mıydı? Yine de karının sorusunu geçiştirdin. O da sende beklediği heyecanı göremeyince, sessizliğini istemediğine yordu. Çocuksuz öldün.
Olayların ayrisiminda, başlangıç, gerçekleşme, sona erme arasından, başlangıcı yeglerdin, çünkü orada arzu hazza üstün geliyordu. Başlangıçta, olaylar sona ermenin yitirmelerine yol açtığı gizilgucu korurlar. Arzu gerçekleşmediği sürece uzar. Hazza gelince, o arzunun ölümüne, çok geçmeden de hazzinkine işaret eder. Ne tuhaf, başlangıçları severken, kendini öldürdün: İntihar bir söndür. Acaba bir başlangıç olduğunu mu dusunuyordun?
Yaşamı böyle bırakıp gitmen, onun öyküsünü olumsuz biçimde yeniden yazdı. Seni tanımış olanlar tüm hareketlerini son hareketin ışığında okuyorlar şimdi. O koskocaman, kara ağacın gölgesi artık yaşamının ormanını gizliyor. Senden söz edilirken, önce ölümün anlatılıyor, sonra onu aciklamak için eskiye gidiliyor. O son hareketin yasamoykunu tersine çevirmesi ne tuhaf, değil mi? Sen öleli beri, kimsenin senin yaşamını baştan başlayıp anlattigini duymadım. İntiharın temel eyleme dönüştü, saçmalığından hoslandigin o hareketle anlamın agirligindan kurtardığını sandığın daha önceki eylemlerin de, tersine, ona bağımlı oldu. Son saniyen baskalarinin gözünde yaşamını değiştirdi. Oyunun sonunda, rolünü üstlendiği kişi degil başka biri olduğunu söyleyiveren o oyuncu gibisin artık.
Sen işin sonunda hastalanıp yaslananlardan, bedenleri kuruyup hayalete donusenlerden, daha yaşarken ölümü andiranlardan olmadın. Onların ölümü bir çöküş sürecinin sona ermesidir. Yikintinin ölmesi bir kurtuluş, ölümün ölümü değil midir? Sense capcanliyken toparlanıp gittin. Genç, diri, saglikliyken. Senin ölümün yaşamın ölümü oldu. Yine de bunun tam tersini simgelediğini düşünmekten hoşlanıyorum: ölümün yaşamını. İntihar ettikten sonra nasıl varolduğunu kendime aciklayamiyorum, ama ölümün öyle kabul edilemeyecek bir şey ki çılgınca düşünceler doğuruyor: İnsan senin ölümsüzlüğüne inanacak oluyor.
Zekâ noktasında en az Bill Gates kadar zeki olan 3,5 milyon insan şu an yeryüzünde yaşamakta. 3,5 milyon öyle bir sayı ki, şimdi uyumadan, yemeden, içmeden saymaya başlasanız 3 ay sonra ancak saymayı bitirebilirsiniz. Peki, bu 3,5 milyon insanın ne kadarı Bill Gates'in başarılarının %1'ine yaklaşabilmiştir? Hepsi mi tembeldi bu insanların, hepsi mi hata yaptı? Belki de çalışkanlık, yetenek gibi başarı ile bağlantısının gayet net olduğuna inandığımız unsurların etkisi beklediğimizin çok daha altındadır. Olamaz mı?