Yaşanmamış Yaşamlar
İç sıkıntısı, kaçırılmış bir hayatın agirligidir. Başka bir hayatın mümkün olduğunun farkındayım, saçma bir hayatın içinde sikismanin sessiz çığlığıdır. Varolusuna uygun yaşayamayan her insan; istemediği ancak sürdürmek zorunda kaldığı, içinde sıkışmış hissettiği bir yaşamın sonucu kırgın ve ofkelidir. İçindeki boşluk hissi, "Her şey çok farklı olabilirdi" dediği ancak bir türlü olduramadigi yaşamına duyduğu huzundur. Yasanmamis yaşamlar diyarı burası. Adanmisligin, fedakâr olmanın yuceltildigi, sonunda da büyük hayal kırıklıklarıyla sonlandigi, acı çekmenin bir erdem sayıldığı ve yuceltildigi bir kültür burası. İnsanın yaşayabileceği en derin acılardan biri, kendi gerçekliğiyle yaşamak istediği hayat arasındaki ucurumdur. Bu uçurum, insanın mutsuzlugunun temel kaynağıdır. Bu mutsuzluk ise sürekli bir gerginlik yaratır ve insanın içindeki öfkenin ateşini harlar. Bu öfkeye; hayatı, kendini, fırsatları kaçırmış olmanın derin kırgınlığı da eklenir. Eş, çocuklar, anne baba, hepsi bu bastırılmış öfkenin kurbanı olur. Çünkü gerçekte ofkeniz onlara değil, içinde sikistiginiz ve kendinizi var edemediğiniz gerçekliğedir. Tam da bu nedenle, "Her şey çok farklı olabilirdi" cümlesi, belki de insanın kendine kurabileceği en acı verici cümlelerden biridir. Bu cümle, bireyin potansiyellerinin mezar taşıdır. Bu mezar taşıyla karşılaşmak istemiyorsanız, öncelikle kültürün adanmışlık ve fedakârlık zehirlerinden kurtulmalisiniz. Cesur olmalı ve gerektiğinde risk almalısınız. Yaşam, en iyi yönünü sadece cesurlara saklar. Sadece cesur olanlar ve aklını doğru kullanarak harekete geçenler yaşamlarını değiştirme gücüne sahiptir. Diğerlerinin yaşamı, önce ailesinin sonrasında da toplumun onlar için belirlediği kalıpların dışına asla çıkamayacaktır.