Dostoyevskinin betimlerden uzak en yalın eseridir. Şehir hayatından ziyade yarı mizahi şeklinde köy hayatını anlatmaktadır...
Bir ara köy hayatının içine değilde, tımarhane hayatına düşmüş sanıyorsunuz kendinizi :) hani bazen içinde olduğunuz ortamlarda bilmem nerede arasak böyle tipleri bulamayız dediğiniz yer kesinlikle "Stepançikovo Köyüdür."
Romanda ki karakterleri tanıyınca sinirleriniz zıplıyor, önce sinirden gülüyorsunuz sonra mizahi yönden gülüyorsunuz.. Özelliklede o Foma Fomiç yokmu herkesin siniri zıpalatacağından hiç şüphem yok.. :)
"Sakin, sakin okumalar.." :)
Hiç tereddüt etmeden bu kitabı mutlaka okuyun, tavsiye edin, hediye verin..
Öylesine çok akıcı ki iki günde kitabı bitirdim bir günde bile bitirenler vardır eminim..
Eğitimsiz ve fakir olan bir gemi işçisinin kendisinden farklı sosyal sınıf ait olan kıza aşık olması sonucunda ona ve bulunduğu ortama laik olabilmek adına kendini eğitmesi ve içinde ki en büyük aşkın " Yazarlık" olduğunu görüp tutkuyla yazmaya başlamasının öyküsüdür..
Yeteneği zekası ve insanüstü gayretiyle Entellektüel sınıfın uç noktalarına gelen Martin yazdıklarının da rağbet görmesiyle geçmişte onu hor gören bu insanların özendiği, takdir ettiği ünlü bir yazar olur.
Ne kadar çok gelir sahibi olsa da kazandıkça aslında kaybettiğini anlar.. İnsanların yapmacık davranışları ve anlamsızlıklarıda içinde git gide büyüyüp, yaşamaya, hayale ve aşka dair duyularını yitirmiştir. Kısacası "Öğrendikçe, bildikçe, yükseldikçe tükenmiştir."
"Akıcı Okumalar"