Fakat şayet gerçekten gökyüzünde yükselmek istersen ayağın güçlü şekilde yere bassın. Agaçları görmüyor musun? Onlar toprakta köklenmiştir ve ne kadar iyi köklenmişlerse o kadar yükseğe çıkarlar. Onlar ne kadar yükseğe çıkmak isterse, toprağın içinde o kadar derine girmek zorunda kalacaklar. Şayet bir ağaç yıldızlara dokunmak isterse, ağaç cehennemin dibine gidip dokunmak zorunda kalacaktır, tek yol budur.
Bedenler kimse onlara takdirle bakmazsa çirkinleşmeye başlarlar. O zaman sen,"Niçin karım güzel değil?" diye düşünürsün. Güzelliğin çiçek açacağı, tomurcuklanacağı iklimi yaratmıyorsun. Şayet bir insan seversen o kişi hemen güzelleşir! Sevgi böylesine bir simya sürecidir, insana sevgi dolu gözlerle bak ve birden onun aurasının değiştiğini göreceksin: Onun yüzü ışıldamaya başlar, yüzüne kan gelir, gözleri daha çok ışıldar, ışık ve zeka saçar. Bu tıpkı bir mucize gibidir. Sevgi bir mucizedir, sevgi sihirlidir. Hâlâ cok geç değil.
Şayet çimenlerin daha yeşil olmasını istiyorsan çitin diğer tarafına bakmana gerek yok, senin tarafındaki çimenleri daha
yeşil yapabilirsin. Çimenleri daha yesil yapmak o kadar basit bir şeydir ki... Fakat sen sadece başka yerlere bakıyorsun ve
tüm çimler çok güzel görünüyor, seninkiler hariç.
Adem bir insandır ve her insan Adem gibidir. Her çocukluk Cennet Bahçesi'ndedir. Her çocuk, hayvanlar kadar mutludur, ilkel
insanlar kadar mutludur, ağaçlar kadar mutludur. Hiç, bir çocuğu agaçların üzerinde, kumsalda koşarken izledin mi? O, henüz insan değildir. Onun gözleri nettir ama hala bilinçsizdir. O, Cennet Bahçesi'nin dışına çıkmak zorunda kalacaktır. Adem'in Cennet Bahçesi'nden kovulmasının anlamı budur: O, artık bilinçsiz mutluluğun parçası değildir. O, bilgi ağacının meyvesini yiyerek bilinçli hale
gelmiştir. O, insan haline gelmiştir.
Adem bir kez kovulmamıştır, her Adem yeniden ve yeniden kovulmak zorundadır. Her çocuk Tanrı'nın bahçesinden dışarı atılmak
zorundadır; bu, gelişmenin bir parçasıdır. Acı, gelişmenin gereğidir. Kişi onu yeniden kazanmak için, onu bilinçli olarak kazanmak için kaybetmek zorundadır. insanın sırtındaki yük ve onun kaderi, onun kederi ve onun özgürlüğü budur; insanın problemi ve insanın ihtişamının her ikisi de budur.