... dondu diye uyduruk bir tarih yazımı da var ki amatörler abartmayı severler. Elbette orada bütün ordu donmuş değildir. 18-19 bin kadar Rus kaybı vardı. Donan ordu bunları yapabilir mi? Ama çok sayıda askerin telef olduğu da doğrudur. Deyim yerindeyse, o orduyu “ General Kış" götürdü.
Türk mebuslardan Zümrezâde Şakir Beyle birlikte oturuyordu. Mekân, müzik, servis mükemmeldi. Ansızın içeri giren bir köylü şık giyimli müşterilerin arasındaki boş bir masaya yöneldi, kendine bir yer beğendi ve oturdu. Etraf bu kaba giyimli köylüye yadırgayarak baktı, garsonlar surat astılar ve köylü tarafından çağrıldıklarında oralı olmadılar. Köylü ısrar edince kendisine hizmet edilmeyeceği ve buranın böyle kaba saba kılıklı birine göre yer olmadığı, salonu terk etmesi gerektiği söylendi. Köylü kızmıştı,“Bulgaristan benim ekip biçtiğimi yiyor, benim silahımla korunuyor. Parasını verdikten sonra istediğim yerde otururum ve bana hizmet edersiniz” dedi. Köylünün diretmesi sonucu isteği yerine getirildi.
Genç zabit olayı dikkatle izlemişti. Arkadaşına şöyle dedi, “Şakir, günün birinde bizim köylülerimizi de böyle görmek isterim, kendilerinden emin olmalı ve haklarını istemesini bilmelidirler.” Bu genç zabit Osmanlı İmparatorluğu’nun Sofya’daki ataşemiliteri Kaymakam (Yarbay) Mustafa Kemal Bey’di.
Eğitim zekâyı geliştirmeyi içerir, öyle değil mi? Zekâdan kastım kurnazlık veya başka birini yenmek için zeki olmaya çalışmak değildir. Zekâ bundan çok farklı bir şeydir.
Duygular güzel ya da çirkin değil sadece duygudur. Fakat biz duygulara dinsel ve sosyal şartlanmalarımızla bakıp onları yaftalıyoruz; onun iyi veya kötü bir duygu olduğunu söylüyoruz ve böylece onu çarpıtıp mahvediyoruz. Duygu yaftalanmadığında yoğunluğunu korur ve işte bu tutkulu yoğunluk ne çirkinlik ne de görünen güzellik olmayan şeyi kavramada temel rol oynar.