Bir cezaevi romanı olmasına rağmen, odağına siyaseti ya da şiddeti değil;bir çocuğun saf bakış açısını ve hürriyete olan özlemini yerleştirir.Hikaye,annesinin mahkumiyeti nedeniyle çocukluğunu dört duvar arasında geçirmek zorunda kalan Barış’ın gözünden anlatılır.Barış’ın dış dünyayla tek bağı,cezaevindeki siyasi mahkumlardan biri olan İnci ile kurduğu derin dostluktur. Roman,İnci’nin tahliyesinden sonra Barış’ın ona yazdığı mektuplardan oluşur.Kitabın ismine de hayat veren uçurtma,"özgürlüğün" en somut sembolüdür. Gökyüzünde süzülen bir uçurtma, duvarların ötesindeki hayatı temsil eder.Gardiyanların uçurtmayı vurmak istemesi ise,baskıcı sistemin hayalleri ve umudu bile kontrol altına alma çabasını simgeler.Barış, cezaevi jargonunu, avlu kurallarını ve mahkumiyet kavramını kendi çocuksu mantığıyla yorumlar.Onun bu saf bakış açısı,yetişkinlerin dünyasındaki adaletsizliği ve absürtlüğü çok daha çarpıcı bir şekilde yüzümüze vurur.Koğuştaki kadınların farklı geçmişlere ve suçlara sahip olmalarına rağmen Barış’ı ortak bir sevgi odağı yapmaları,eserin insani yönünü güçlendirir.