Eskiden çok yakın dostluklarda bile insanlar birbirlerinin alanlarını pek ihlal etmezlerdi, çünkü kendilerini taşıyabilmeleri bugüne kıyasla daha kolaydı. Günümüzdeki zorlanmaların yarattığı kolektif regresyon sonucu insanlar birbirinin alanına fazlaca girdiğinden, çatışmalar, hatta saldırgan davranışlar daha çok görülüyor.
İnsanlar, farkında olarak ya da olmayarak, birtakım beklentilerle birbirlerine yaklaşıyorlar. Biri diğerinden, diğeri de ondan kendisini yaşatmasını beklerken, ilişki olduğuna inandıkları bu durumun içinde kilitlenip beraberliklerini tüketiyorlar. “Ben-şey” ilişkisindeki sahiplenme isteklerinin yarattığı bağımlılık, beraberlikleri tehtit haline getirebiliyor. Aslında sahiplenilme isteği de sahiplenme isteğinin dolaylı yoldan ifadesidir. Tehtit de ilişki içinde benliğini yitirme olasılığı.
Yetişkin hayatta da bizler benliğimizi ilişkiler içinde algılayabiliriz. Dolayısıyla, yalnızlıktan hoşlanılmamasının temelinde benlik algılamasının kaybetme korkuları bulunur. Herhangi bir anda yaşamakta olduğumuz gerçekliğe, ancak bir ilişki içinde kendimizi anlayarak ulaşabiliriz. Ne var ki, ideallerin, inançların, ideolojilerin tutsağı olup kendimizi içtenlikle ortaya koymaktan sürekli kaçınıyoruz.