Gamze

Gamze
@Realistolamiyor
Niçe’yle kahve içmek…
Hadi biraz Friedrich Nietzsche ile aynı masaya oturmuşuz gibi düşünelim. Tüm dünyada yankı uyandıran o meşhur sözüyle başlayalım: “Tanrı öldü.” Bugün hâlâ birçok insan bu sözü yalnızca dine karşı söylenmiş öfkeli bir cümle sanıyor. Oysa Nietzsche için mesele inançtan çok daha büyüktü. Onun anlattığı şey, insanlığın anlam merkezini kaybetmesiydi. İnsan artık neye inanacağını, ne için yaşayacağını, ne uğruna acı çekeceğini bilmiyordu. Ve en kötüsü, bunu fark etmeyecek kadar meşguldü. Bir meydan okuma gibi gelmiyor artık kulağa. Yavaş yavaş fark ediyoruz; aslında ölen şeyin Tanrı’dan çok, insanın anlamı olduğunu… Bir takım inançlarımız var, rutinlerimiz var ama neden inandığımızı, neden yaptığımızı bilmiyoruz. Biraz zamanı doldurmak, biraz inanmak için yapıyoruz sanki. İçimizdeki boşluğa bakmaya korkuyoruz. Çünkü görmezden gelmek rahatlatıyor bizi. Görürsek sorgularız; görmek bazen rahatsız eder. Bilmek de öyle. Kalabalıkların içinde kayboluyoruz; kendi sesimizi kendi gürültümüzde duyamıyoruz. Başkalarının gürültüsüne bırakıyoruz kendimizi. Ve en kötüsü; buna alışıyoruz. Normal geliyor bu anlamsızlık. Varoluşun derinliğine sızıyor. İnsan kendini bulmaya çırpınıyor ama çoğu zaman kendi içinden çıkamıyor. Belki de bu yüzden “amor fati” diyor Niçe. “Kaderini sev.” Başına gelen her şeyi öyle sahiplen ki; acını bile inkâr etme. Bütünleş, varlığınla kucakla… diyerek öğüt verirken, biz de onun çelişkilerinden habersiz değiliz aslında. Çünkü o çelişkinin içinde bastırılmış bir merhamet olduğunu da seziyoruz. Torino sokaklarındaki o görüntü canlanıyor gözlerimizin önünde. Merhamete karşı sert sözler söyleyen bir adamın, kırbaçlanan bir ata sarılıp ağlaması ya da uğruna acılar çektiği, uykularının bölündüğü kadına, Salomé’ye sarf ettiği acımasızca sözler ne büyük çelişki… diye
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Deneyip görenlerde bugün :)
Trendleri bilmiyorum ama kitaplı olanlara varım :)
1000k
Bazen zemin ayaklarımızın altından sessizce çekilir
turkiyeaktuel.com/konu/gamze-yild... Postmodernizm belki de en çok yanlış anlaşılan, hatta çoğu zaman eksik kavranan bir durum. Uzun yıllar boyunca “modern insanın mutsuzluğu”ndan söz ettik. Oysa bugün dönüp baktığımızda, asıl sorunun modernizmde değil, Modernizm kadar postmodern durumun da yarattığı boşlukta saklı olup olmadığını sormak gerekiyor. Çünkü modernizm sizden sorgulamanızı değil, belirli sınırlar içinde kabul etmenizi ister. Size bir çerçeve sunar, bir yön verir, bir anlam önerir. Evet, bu anlam zaman zaman baskıcı olabilir; fakat en azından bir zemini vardır. İnsan neye inanacağını, neyi savunacağını bilir. Postmodernizm ise tam burada devreye girer. Ve o zemini sessizce altınızdan çeker. Size bir ideoloji vermez. Aksine, var olan tüm ideolojilere şüpheyle yaklaşmanızı ister. Tıpkı Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’te “Tanrı öldü” sözüyle işaret ettiği kırılma gibi; Tanrı’yı bizden alır ama yerine yeni bir Tanrı koymaz. İnancımızı elimizden alır, fakat bize yeni bir inanç sunmaz. Postmodernizmin yaptığı da buna benzer. Tanrı’yı öldürmek ve bizi kendi güvensizliğimizle baş başa bırakmak. “Mutlak bir hakikat yoktur” der; insan ancak özgürce düşünebildiği, kavradığı ve sorguladığı sürece kendi hakikatine ulaşabilir. Kolektif bir çerçeve sunmaz bize; artık böyle bir çerçeve yoktur. Ve belki de asıl mesele tam olarak burada başlar. Çünkü postmodernizm bize özgürlük verir gibi görünür; ama aslında bizi ağır bir sorumluluğun içine iter: Kendi anlamını kendin inşa etmek zorundasın.Kendi doğrunu, kendi değerlerini, kendi sistemini kurmak zorundasın. Ancak herkes inşa edemez. Bir şeyi yıkmak ile onu yeniden kurmak aynı şey değildir. Eğer insan, yıkılanın yerine ne koyacağını bilmiyorsa, geriye sadece çatlaklar kalır. İşte
1000k
Bizden Olmayan Kimdendir?
turkiyeaktuel.com/konu/gamze-yild... Peki bizden olmayan kimdir? Ya da daha doğrusu, kim bizdendir? Bu ayrımı yapma yetkisini bize kim verir?
1000k