Hypatia’nın insanlığa bıraktığı en önemli miras, kişinin düşünme hakkını daima saklı tutmasıydı. Her insanın düşünmesi ve bunun için gerekirse mücadele etmesi gerektiğiydi. Çünkü özgürlüğün yegane anahtarı, insanın düşünebilmesiydi.
“ Bir defa, hatta bir de değil, iki defa, zorla âşık olmayı bile istedim. İnanın ıstırap bile çektim baylar. Ruhumun uzak bir köşesinde bu ıstıraba inançsızlık, alay kıvılcımları titreşiyordu, ama gene de maddi bir ıstırap çekmeye devam ediyordum; üstelik dört başı mamur bir âşık gibi kıskanıyor, kendimi kaybediyordum... Sebep hep can sıkıntısıydı baylar, hep can sıkıntısı”
“En önemlisi, pantolonumun dizlerinden birinde kocaman sarı bir leke vardı. Sırf bu lekenin bile haysiyetimin onda dokuzunu kaybettireceğini hissediyordum. Böyle düşünmenin küçüklük olduğunu da biliyordum. "Şimdi düşünmenin sırası değil, gerçek olduğu gibi karşımızda." diyor, metanetimi kaybediyordum. Düşüncelerimin hepsinde lüzumsuz abartmalar olduğunu o zaman da pekâlâ fark ediyordum.”