Ve eğer atmak istediğiniz bir korkuysa, o korkunun yatağı
gönlünüzdedir, korkulanın ellerinde değil.
Arzu edilen ve korkulan, iğrenç ve güzel olan, peşinden
gittiğiniz ve kaçtığınız ne varsa aslında sürekli yarı
benimsenmiş olarak kendi benliğinizde dolaşır.
Işıklar ve gölgeler gibi bunlar içinizde birbirlerine sarılmış
çiftler gibi dolaşır.
Ve gölge solgunlaşıp kaybolduğunda, ağır ağır gelen ışık
başka bir ışığa gölge olur.
Ve aynı şekilde özgürlüğünüz prangalarından kurulduğunda
daha büyük bir özgürlüğün prangası olur.
Eğer tahttan indireceğiniz bir zorbaysa, önce onun sizin
içinizde kurduğu tahtı devirin. Yoksa bir zorba nasıl özgür ve gururlu birine hükmedebilir,
eğer özgürlüğünde zulüm ve kazandığı gururunda utanç
yoksa?
Ve eğer kurtulmak istediğiniz bir kaygıysa, o kaygıyı
kendinizin
seçtiğini,
başkasının
size
yüklemediğini
unutmayın.
Bir elmayı ısırdığınızda, ona gönlünüzde şöyle deyin:
"Senin tohumların benim vücudumda yaşayacak,
Yarınının tomurcukları benim yüreğimde çiçek açacak,
Senin kokun benim nefesim olacak,
Ve biz bütün mevsimlerde birlikte sevineceğiz."
Arzunuz sevginin içinde erimek ve geceye şarkı söyleyen bir
nehir gibi akmak olsun.
Tutkunuz çok sevgi dolu olmanın getireceği acıları bilmek
olsun.
Kendi sevgi anlayışınızla kendinizi vurmak olsun.
Yüreğinizi coşku ve istekle kanatmak olsun.
Şafak vakti kanatlanmış bir yürekle uyanmak,
Sevgi dolu bir başka güne şükran duymak olsun;
Öğle vakti dinlenceye çekilip sevginin coşkusuyla düşünmeye
dalmak olsun
Evinize akşam saati minnet dolu bir yürekle dönmek olsun,
Ve yüreğinizdeki sevgili için dualar ederek uyumak olsun,
Dudaklarınızda onu yücelten bir şarkı olsun.