Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiçbir şeyi olmayanın bile isteyince vereceği çok şeyi vardır. Aldıkça değil, verdikçe mutluyuz. Kendinden vermek mutluluktur, ama kendini vermek en büyük mutluluktur.
Bir Kitabın Sayfaları
Baktım rüzgarsın sen
Baktım çamaşır ipini zorluyorsun
Hepimizin derdi güzel yaşlanmak sevgilim
Baktım bir kitabın sayfalarını çeviriyorsun
Ayağına terlik giy
Bildiğimiz şeylerin taşında yalınayak geziyorsun
Biz satranç oyuncusuyuz sevgilim
Üzerimizde kara bir leke biz satranç oyuncusuyuz
İnanmıyoruz ceketlere düğmelere
İnanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe
İşte yitirdik bütün taşlarımızı darmadağınık oyun tahtası
Bir tek şahımız duruyor sevgilim, o da evli, iki çocuk babası
Kelimeler önümüze çıkıyor sevgilim
Uykumuzu bölüyor buradan çocukluğumuza kadar
Buradan çocukluğumuza kadar bir telaş
İçi boş kuşları kovalıyoruz ve bir sebep arıyoruz
Herkese küsmek için
Hemen o cumartesi buluyoruz, hemen o pazar
Yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar
Bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan
Ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim, biraz da kekik toplayalım
Kıymetini bilmediğimiz şeyler var
Yaşamak bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda sevgilim
Geçen günlere üzüldük tamam yola düşelim
Dahaca 72 yaşındayım. Yetmişiki yaş nedir ki... Şimdiye dek iktidarın yaşamama bir türlü fırsat vermedikleri gençliğimi ancak şimdi yeni baştan yaşamaya başladım. "Bu yaşımdan sonra gelen devletin ben..." diye dünya nimetlerinin en güzellerinin cömert çıplaklıkları üstüne "küçüksu'' döken yaşlı vezir gibi düşünmüyorum. Dünya nimeti bu, gelsin de ne zaman gelirse buyursun gelsin, yeter ki gelsin. Gözüm başım üstüne, yüreğim gönlüm üstüne yeri var.
Nasıl fabrika kurmakla sanayi ülkesi olunamazsa, sanayi ülkesi olabilmek için makine üreten makine fabrikaları kurmak gerekirse, üniversite olabilmek için de orda öğrenmenin öğretilmesi, yani yöntemlerin öğretilmesi gerekir. Bir öğrenim kurumunda, öğrenmenin nasıl öğrenileceği, yani yöntemsel araştırma öğretilmiyor da, bilimler ders olarak öğretiliyorsa, o öğretim kurumu üniversite değil, uzatmalı lisedir. Nitekim YÖK dizgesi, üniversitelerimizi liselerin uzantısı olan öğretim kurumları biçimine sokmaya çalışmaktadır. Gerçek üniversite, araştırıcı bilimcilerin yetiştirildiği öğretim kurumudur. bu bilimciler önce kendi ortamlarının, çevrelerinin, içinde yaşadıkları koşulların gündeme gelmiş olan olaylarını, kısacası önce kendi ülkelerinin sorunlarını, olgularını araştırırlar.