İnsanda yabancılaşma teorik (metafiziksel, dinsel ve ahlaksal, tek sözcükle ideolojik) olmanın ötesinde, aynı zamanda ve de özellikle pratiktir, yani ekonomiktir, toplumsaldır, politiktir.
Kapital'in önsözlerinde yöntembilime ilişkin önemli işaretler vardır. Marx'a göre, incelenen fenomenlerin yasasını bulup ortaya çıkarmak; yalnızca fenomendeki öğelerin belli bir andaki ilişkisini değil, ama bunun yanı sıra, o öğelerin uğradıkları değişikliklerin, geçirdikleri evrimin yasasını da bulup ortaya çıkarmak başlı başına önemli bir noktadır.
yaklaşırsanız şayet
size
kendini hatırlamanın,
yaşamak kadar suç oluşundan
bazen yeniden başlamanın
mekânsız(ı)lığından
bahsetmeliyim, kayıtsız
bir kentin ara-arka sokaklarına olan alerjimin
yüzünü aynalar(a) dönmesinden
ve bazen,
“siz bakmayın bana” demelerimden
migrenin saçımın diplerinde yaşam bağlantıları kurmasından
parantez açmayı sevdiğimi ve içindekileri aslında kimsenin anlamadığını bilmenizi isterim öncelikle
kapı anahtarı, nasıl -ve neden- sürekli kaybedilir
-bu bir başarıdır-
anlatır mıyım bilmiyorum, başarı gizlilik ilkesi canım
sürekli bir tanım aranan kimliklerin bıkkınlıklarından süzülen çirkinliği
bitimsiz mekân-sız(ı)lığımdan
küçültülmüş, hain çok az bir miktar sevişmekten bla bla
ha, bir de Foucault'dan
(sahi, neden?)
yazmak yordu, bırakalım bunları,
"siz bakmayın bana"
Avrupa'nın düşünce tarihinde, sadece birkaçını saymamız gerekirse, "benin tahttan indirilmesini", "öznenin merkezdeki konumundan edilmesinin" kökenlerini, "terk etmenin erdemlerini" ya da "hümanizm olmayan bir ateizmi" ortaya koyan tarih incelemelerinde de hep gözümüze ilişir.