Selamlar.
İnceleme işini sevdim galiba, benlikmiş:)
Çok sevdiğim bir isimle ve bir o kadar değerli bir analiz, eleştiri, analiz ettiği ismin felsefî tartışmalarının, yorumlarının üzerine müthiş bir katkı yapan, katkı ve yorumundan daha müthiş bir isim ve kitapla geldim:
Gilles Delueze- Bergsonculuk!!!
Delueze'nin hayatını da bir ara yazarım umarım. Kitaptaki yorumunu, Bergson ve Bergsonculuk'tan bahsedip kitap analizi ile devam etmek istiyorum.
Delueze'nin felsefî tavrını, felsefeye kattığı yorumları elbette bir kaç paragrafa sığdırmak çok yanlış ve eksik olur kesinlikle. Böylesi bir dehâ'yı değil bir kaç paragraf, kitap ve kitaplar az kalır.
"Sezginin bize gösterdiği ilk şey, yaygın zaman kavrayışımızın aslında zamana yabancı olan, uzama ait ölçütlerle belirlendiği, ama bilincimizin bu zamanın ötesinde kendine özgü içsel bir zamana sahip olduğudur.
Dış dünyaya özgü olan zaman "homojen zaman"dır, eşit aralıklara bölünerek ölçülebilir (sayılabilir) hale getirilmiş, çizgiselleştirilmiş, uzaylaştırılmıştır."
Bergson süreyi uzamdan bağımsız olarak, kendine özgü akışı içinde kavramaya çalışır.
Yoğunluğu eleştirmekle yetinmez, niceliksel yoğunluğun yerine süreye özgü niteliksel bir yoğunluğu koyar. Gerçekten de bizim süremize ait bir duygu yoğunluk değiştirebilir; ama bu, sayısal artıştan ya da azalmadan tümüyle farklılık gösteren ve gösterilen şeylerdir.
İşte tam da burada bir olay veya kişisel durum, hislerde an içinde ve yaşam içinde oluşan değişikliklere şöyle bir yorum getirilebilir:
Bir işi gerçekleştirirken harcadığımız çaba, süreye özgü niteliksel farklılaşmalardan geçerek yorgunluğa dönüşür. Önceleri belli belirsiz hissedilen bir arzu yoğunlaşarak delice bir aşka dönüşür.
Tüm bu dönüşümlerde belirleyici olan, niceliksel değil niteliksel, mekanik değil