Bu kitabı uzun zaman önce kütüphaneme eklesem de okuma isteğim filmin fragmanlarının dönmesi ile başladı. Öte yandan başka bir yayınevi de kitabı basınca çok ortalarda dolanır hale geldi. Baştan söyleyeyim çok sert bir hikaye ve romanla alakalı baya bir ayrıntı vereceğimi de belirteyim.
Kitap baş karakterimiz olan kadının çocuk sahibi olmasıyla değişen hayatını, psikolojik halini anlatıyor. Karakterimiz eşinden istediği yakınlığı, yardımı görmez ve çevre tarafından deli gibi bir hal ile damgalanır. Kendisi de yazar olan karakterin şehirden uzak bu taşraya sıkışması ve çocuğun doğumuyla birlikte kendisine tek sıfat olarak dayatılan "annelik" sıfatına sıkışması, sıkıştırılması anlatılıyor. Çocuk doğduktan sonra eşi kendisi ile eskisi gibi ilgilenmez, onu arzu etmemeye başlar. Hatta bir köpek sahiplenip eşinden esirgediği sevgiyi o köpeğe göstermektedir. Kitabın en şiddetli sahnelerinden biri de kadın karakterimizin bu köpeği öldürdüğü sahnedir.
"Birbirlerinden nefret ettikleri halde hiç düşünmeden sürekli “aşkım” sözcüğünü falan kullanan çiftler vardır ya hani, onlardan biriyiz işte biz de; seni bir daha asla görmek istemiyorum aşkım." (Sayfa 7)
Doğum sonrası depresyonu ile mücadele eden karakterimiz deliliğin sınırlarında dolaşmaktadır. Bu olağan dışılık hali annelik düşüncesi bakımından da yaşanmaktadır. Kitap boyunca "annelikten pişmanlık duyma" veya bebeğe karşı duyulan o tekinsiz öfke şiddetli bir şekilde işlenir. Karakterimiz çocuğunu çok sever ama onu hayatı için bir yük ve onun doğumunu hayatında bir duraksama olarak görür. Çünkü bebeği artık onun özgürlüğünü kısıtlamakta, bir kadın olarak arzulanmasını engellemekte, mesleğine devam etmesinin önünde bir settir. Karakterimiz annelik kimliğinin diğer tüm kimliklerini kenara itmesini kaldıramaz. Kitapta çoğu