Anneniz artık pencereden bakmıyor. Babanızı sormuyor. Eve ne zaman döneceğini sormuyor. Bazen günler geçiyor, tek kelime etmiyor. Kalan günlerce tek söyleyebildiği ise “evet.”
“Daha yirmi beş yaşındasın,” demişti bir keresinde bana. “Kanın şampanya gibi akmalı, yoğurt gibi değil. Dışarı çık. Canlılara karış, boş ver ölüleri.”
Yetmiş bir yaşında bir hikayeyi, hem de herhangi bir hikayeyi, nasıl duyuyorsanız öyle algılamanız imkansızdır. Benim yaşlarımda her hikaye merkezine daha fazla hikaye çeken, dışarıya daha da fazlasını saçan bir girdap meydana getirir. Hatırlanması zorunlu şeyler tekrar zihnime üşüşür.