Redina

Âharın vicdanını kendinizinkinin üzerine ayar ettirmek salâhiyetini nereden alıyorsunuz? Sizin gibi düşünmeyen, düşünemeyen felâketzedeyi aforoz ediyorsunuz. Bir diğerinin vicdanına muhâlefet vicdansızlıktır. Bu ağır mesele için kamadan, tabancadan başka bir çâre-i hâl bilmiyorsunuz. Dan dun… Haydi, kanlar içinde bir kadın cesedi önünüze serilince îfâ-yı vazîfe etmiş olduğunuza kanâat getirerek silâhınızı kınına koyup muzafferen insanlar arasına çıkıyor ve şiddetle alkışlanıyorsunuz. Kânun ve efkâr-ı umumiyeyi kendinize muîn buluyorsunuz.Fakat kânun ve efkâr-ı umumiye lâyuhîtî olsaydı, düsturun bentleri daima îcâb-ı hâl ve zamâna göre değiştirilmez ve umumun telakkîsi Kurûn-ı Vustâ’daki bütün vahşet ve dehşetle sâbit kalırdı.
Reklam
Medeniyet denilen çamurun içinde, kafaları blazé olmuş öyleleri vardır ki, bunlar mesireden, tiyatrodan, sözden, sazdan artık gına getirmişlerdir. Sinirlerine bunların fevkinde gerginlik verecek şeyler ararlar.İnsanların en büyük eğlenceleri muzipliktir. İnsan, insanın hüsranından, zararından ve hatta felaketinden hoşlandığı kadar hiçbir şeyden lezzet almaz.
Hakikat sandığımız şeylerin hakikatliği bizim fakir kafalarımıza göredir.
Dünya, düzelmek için artık eskilere benzemeyen yeni zihniyetlerin, yeni prensiplerin, yeni idarelerin tesis edilmesini gerekli kılıyor… Peki, bunlar nasıl olacak? İnsaniyet işte bu meçhulleri çözümleyip keşfedinceye kadar birbirini yiyecek… Medeniyet, daha uzun müddet gıdasını toptan, tüfekten, kılıçtan, ateşten bekleyecek… Hata ve suistimal yeni değildir. Asırlarca işleyen yaranın bugün sargısı kalktı. Ufuk net göründü. Asırların biriktirdiği bu zehirli buharı yine asırlar dağıtabilir. Binlerce yıl çılgınca yaşamış insanları, birkaç senelik akıllıca bir idare ıslah edebilir mi? Hem de bu akıllıca idare, hepimizin hayalinde yalnızca hayal olarak mevcut… Nasıl bir şeydir? Bunu tarif edebilecek bir kafa henüz yaratılmamıştır… Belki de bu söz, daima bir hayal olarak kalacaktır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Ekseriya çirkin şeyler saklanabilir. Ve bu gizli şeyde daima umumun zararına bir veya birkaç kişinin menfaati vardır. Her şey, sûret-i mutlakta aşikâre cereyan etse ahlakın bünyesinde fesat mikrobu barınamaz… En ayıp, en ağır fiilleri onları gizli tutabilmek kanaatine bağlanarak, böyle bir mesturiyete güvenerek irtikâp ederiz. Yapacağımız kabahatin bir anda telefonlar, telgraflar, gazeteler ve ismimiz, resmimiz ile âleme muhakkak ilan olunacağını bilsek, çoğumuz ıslâh-ı nefs etmek mecburiyetinde kalırdık.
Reklam