“Bu fezaların, bu yıldızların, bu âlemlerin nihayetsizliği sana
havf ve dehşet veriyor ise düşün ki sen de ondan bir kısım, binaenaleyh sen de onun kadar müthişsin.”
Miskin beşer, volkanlı kafalardan feveran eden fikirlerin
ateşine dayanamaz. Bütün dimağları adi, yavaş, sönük, ahmakça
fikirlerle oyalamak ister. Kaynar beyinleri ölçüden yukarı düşündürtmemek için dinî, ahlaki, edebî, içtimai hadler konmuştur. Bu
maniaları bir sıçrayışta atlamak isteyenlerin yakalarına carp polis
yapışır. Götürüleceğiniz yer evvelen ya bir mahkeme salonu veya
tabip muayenehanesi, sonra ya hapis veya darüşşifadır. Mücrim, deli siz misiniz, yoksa bütün beşeriyet mi? Bunu, mütehassıslardan
sorunuz. Müphem bir tebessümden başka cevap alamazsınız.
En medeni, en terbiyeli, nazik bir erkeğin bile kadına muhabbetinde daima bir vahşet gizlidir… Kadına izafe edilen bir kahpe tabiri vardır ki mertliğin zıddı manalarda erkeği tavsifte de kullanılır… Fakat kelime mefhumundaki redaeti kadının tıynetinden almış görünür… Aman ya Rabbi, kadın niçin kendinin âşığı erkeğin nazarında bu kadar hor ve hakirdir?..
Bizden sâdır olan bir söze “Adam sen de, kadın lakırdısına bakılmaz.” denir… Bir erkeğin korkaklığı, cebaneti yüzüne vurulmak istenirse “kadın gibi” tahkiri en ağır ithamlardandır… Beyefendiler, elbette dikkat buyurmuşsunuzdur. Erkek hiddetlenip de galiz şetimler savurduğu vakit hep sövülen kadındır. Anadır. Avrattır. Kız kardeştir.
Riya, terbiye, nezaket önünde hiç kompliman yapmayarak erkeğin kalbini tahlil edersek, kadına karşı hıyanetler, kinler, hançerler, törpüler, burgular, kıskaçlıklar buluruz… Kaba erkekler kadını söverek severler… Erkek, hele şark erkeği, evde amirdir. Cebbardır. Zalimdir. Cehalet hükümferma olan kavimlerde bu hâl daha ziyade zahirdir. Bunun sebebi hiç gizli değildir.