22
BRİTANYA Yolu
Her savaş bir kaybediştir...
Kimi sevdiğini, kimiyse benliğini kaybeder...
Savaş başlı başına bir yokoluş değil midir? Ailelerin, evlerin, hayatların, koskoca bir ülkenin yok oluşu...
Bu hikayede öyle işte. Hayatların yok oldu bir roman. Ama savaş ortamında dahi mücadelesini, umudunu yitirmeyen bir anne ve oğlunun hikayesi...
Silvana ve Janusz, yeni evlenmiş ve bir bebekleri ile mutlu mesut yaşarken 2.Dünya Savaşı başlar. Janusz, ailesini geride bırakarak Polonya birliklerine katılır.
Silviana ve küçük oğlu için ise zorlu savaş günleri başlar. Dile kolay bu yaşam mücadelesi tam altı yıl sürer. Oğlu için ayakta kalmaya çalışan annenin başına neredeyse akla gelmeyen kötülük kalmaz. Açlık, uykusuz, yorgunluk, pislik, bulaşıcı hastalıklar en basiti. Ne yazık ki hayatta kalmak için tecavüzlere bile boyun eğer.
Bu zorlu geçen altı yıl sonunda aile tekrar bir araya gelir. Ama artık herkes bir yabancıdır. Ne Silvana eski kadındır, ne de Janusz ve Aurek de eski oğulları değildir.
Karı koca olarak her ikisinde başından çok karışık ve zorlu olaylar geçer. Silvana hayata tutunmak ve geçmişi unutmak için kendi oğlunun yerine bir oğul edinmeyi dahi göze alır. Ama gel gelelim bir şeyi unuturlar. Artık aralarında ki o eski duygusal bağ yoktur. Çünkü birbirine söyleyemedikleri sırlar vardır. Janusz, bir başkasına aşık olmuştur. Silviana nın başına ormanda gelmeyen kötülük kalmadığı gibi bir başkasının oğlunu kendi oğlu gibi göstermektedir. Yeni hayatlarına alışmaya çalışırken hayatın onlara başka sürprizleri de vardır.
Silviana, mutlu bir aile ortamı kurmaya çalışırken, oğlunun sınıf arkadaşının babasına aşık olur. Tony de ona aşık olur elbette. Ama aşk mı? Yoksa babası ile mutlu bir aile mi? Silvana hangisini seçer dersiniz? Bu kadar zorlu mücadeleyi oğlu için