Dansa Davet
Dans etmek bir çığlığı susturmak mı?
Umudunu kaybeden bir halkın hikayesi bu.
Jeu-des- Enfants Sokağı nda bir kadın, kucağında bebeği bir evden çıkıyor. Bir köprünün ortasında durup çocuğunu ırmağa atıyor. Bebek, sönmüş kireç yüklü, içilemeyecek cinsten bir suyun içinde sallanıyor.
-"Enneline, çayır çimenden ziyade felaket ve kıl tüy bitiyor bu zamanda. Sütün kalmamıştı. Onu doyuramayacaktık. Hem sonra başkalarının yaptığı gibi onu yemekten iyidir böylesi."
Sarışın kadın hiç cevap vermiyor. Pıt pıt pıt parmaklarıyla uzun uzun ritim tutuyor.
Sonra ayağa kalkıyor. Atölyenin kapısını açıp bağırarak sokağa çıkıyor. Sarışın kadın kendi etrafında hafifçe dönüp zarifçe uzattığı kollarını birbirinden ayırıyor ve bir kızboceği gibi kanat çırpıyor...
Evet, dans salgını çaresiz bir annenin bebeğini açlıktan yememek için nehre attıktan sonra kederinden aklını yitirmesiyle başlıyor. Açlık ve sefalet içinde çocuklarını, sokakta ki köpekleri ve kendi pisliklerini dahi yiyen çaresiz insanlar. Ölen insanların da yenildiği bir kasaba. Ve bu ağır travma sonucu başlayan bulaşıcı dans salgını. Ölene denk dans eden binlerce insan.
Bu salgını durdurmaya çalışan karnı tok, sırtı pek devlet ve din adamları. Toplumsal gerçekler o kadar iyi anlatılmış ki etkilenmemek elde değil.
Ve bu olayın 1518 de gerçekten yaşandığını biliyor muydunuz?
#jeanteulé @selyayincilik #okudumbitti