Hızla akan, bir oturuşta bitirilebilecek bir kitap. Gençler okuyacaksa çok sıkıntılı yerleri yok. Konusu farklı ve güzel. Hissetmeyen biri ve ailesiyle empati kurdurması açısından kıymetli ancak aleksitimi (duygu tanıma ve ifade etme güçlüğü) ile ilgili daha çok bilgi içeren ve bilimsel açıdan biraz daha destekleyici yerleri olabilirdi. Bence bu şekilde kitap hem eğitsel hem de psikolojik açıdan daha güçlü hâlâ gelebilirdi.
Kitapta en dikkat çekici bulduğum noktalardan biri, Gon karakterinin hiçbir şey hissetmeme durumunu bir tür ayrıcalık, hatta güç olarak görmesi. Gon, duygulardan arınmış olmayı acıdan korunmanın yolu gibi algılıyor ve bu durumu arzuluyor. Ancak diğer yandan, bu hâli gerçekten yaşayan ana karakterin yaşadığı içsel boşluk ve toplumla kurmakta zorlandığı bağlar çok daha farklı ve acı bir tablo çiziyor. Bu zıtlık, “duygu” dediğimiz şeyin insanı ne kadar tanımladığını ve onsuzluğun sandığımız kadar “kolay” olmadığını güçlü bir şekilde hissettiriyor.
Bir diğer şey, yazarın bebeği doğduktan sonra kendi kendine yaptığı "Kime benzerse benzesin ona koşulsuz sevgimi verebilir miyim? Beklentilerimden farklı biri olarak büyüse bile?" sorgulamalarının iki karakterin (Gon ve ana karakter) doğuşuna hizmet etmesi.
Devamında "Her gün yeni bir çocuk doğuyor. Hepsi kutsanmayı ve önlerine her türlü fırsatın sunulmasını hak ediyor. Ne var ki bunların bazıları sosyal yönden dışlanacak bazıları ise çarpık zihinleriyle yönetecek ve emir verecek. Bazıları da -çok az da olsalar- onlara verilenlerden en güzel sonuçları çıkaracak ve başkalarına ilham verecek. Bunun klişe geleceğini biliyorum ama sevgi, insanı canavar yapmasının yanında en çok insan da yapan şeydir. Benim anlatmak istediğim hikaye buydu" diyor.
Ve şunu diliyor "umuyorum ki bu roman, içinde yara taşıyan,
BademWon-pyung Sohn · Peta Kitap · 20213,803 okunma