İlişkilerde narsist ve kurban kırılımı ve kavuşamayan aşıklar teoremi. Hikaye açıkçası bana aşırı tanıdık geldi, Cornell ile Marianne’nin bir birlerinin en iyi arkadaşları olmalarına rağmen bir türlü bir araya gelemezler. Burada yanlış anlaşılmasın Narsist olan Cornell değil, Cornell daha çok depresyonun hep eşiğinde dolaşan, ne istediğini bilmeyen, sevmekten ve severek sorumluluk almaktan kaçınan lisede çok popüler olmasına rağmen, üniversitede Marianne’nin popülerliğini kıskanan ve bu yüzüne vuruldukça daha da dibe batan (Evet biraz narsistmiş) ancak kendini hikaye açısından toparlamaya en yakın karakter. Marianne’nin sonraki ilişkilerinde bunu daha iyi hissedebiliyoruz. Marianne’nin ise sorunu bana göre daha büyük. Marianne karakterine sevgi hiç öğretilmemiş (belli biraz babası tarafından o da çok erken ölüyor) Annesi ve abisi gerçekten leş karakterler ve her ellerine geçen fırsatta kendilerinden zeka olarak bir adım önde olan Marianne’nin ezerek sevgiye layık olmadığını hissettirmeye çalışıyorlar. Zaten Cornell’a da tam bu nedenle saplantılı bir şekilde aşık oluyor. Yanlış anlaşılmasın güvenli alan olduğu için değil, bilinmez alan olduğu için. Bu kitabın bir insana güçlü bir şekilde dokunabilmesi için böyle bir arkadaşlık (sevgililik diyemiyorum) ilişkisi yaşamış olması gerektiğini düşünüyorum. Ben Sally Rooney anlatımına alışık olduğum için çok da zorlamadı okumak ayrıca Çevirmen Emrah Serdan’ın çevirisinin kitabın akıcılığında çok payı olduğunu düşünüyorum.
Sevgilerimle