Genç kadın arkasını döndüğünde biri sevgiyle dolması gereken kalbine bıçak sapladı, diğer yöne döndüğünde sadece yaşamak istiyorum diyebildi sadece. Başka bir yöne döndü ve bir plazadan aşağıya itildi. Katil belliydi, tanıdıktı, katili affederinler de, destekleyenler de belliydi, tanıdıktılar. Belki yüzleri farklıydı ama ruhlarından çıkan çürümüş koku aynıydı.
Osman diye bilinen bir saz ustasından ders almak istediğinde babası “Çalgıcı mı olacan?” diye tokat attı ilk hayaline. Başka bir gün mahalle bakkalından aldığı lastik topu gören annesi “Topçu mu olcan?” diye batırdı bıçağı hayaline. Böyle böyle Haydar hayali olmadan yaşamayı öğrendi. Hayal kurmak neydi ki hem?