Bazı kitaplar okunmaz, insanın içini oyar.
Bu Clarice Lispector’un okuduğum ilk kitabı oldu. Yazarı keşfetmekte geç kaldığımı düşünsem de okumak için tam zamanıymış dedim. Çünkü başka bir zamanda ya da bu kadar çok okuma yapmadığım bir zamanda okumaya başlasaydım kuvvetle ihtimal yarım bırakırdım. Kitabı okumak kolay değildi, hem de hiç kolay değildi ama okuduğuma pişman mıyım?
Kesinlikle değilim.
Clarice Lispector’un gerçekten farklı bir anlatım tarzı var. Hatta okuduğum çoğu yazardan çok daha farklı. Çoğu zaman ourken karakterlerin zihinleri içerisinde kaybolduğumu söyleyebilirim.
Karanlıktaki Elma'da aslında basit bir olay örgüsü var; Bir adam suç işler, İşler sakinleşene kadar iki kadının olduğu bir çiftlikte vasıfsız işçi olarak çalışarak gizlenir. Bu üç karakter sürekli çatışma içerisindedir. Bu durum hikaye içerisindeki cinsiyet, baskınlık ve şiddetin altında yatan gerilimi tetikler. Ermelinda’nın çarpık aşk kavramı, Vittoria’nın erk egemen toplumu reddetmesine rağmen Martim’den etkilenerek sürekli kendini suçlaması ve bu suçlama neticesinde Martim’e serti bir şekilde davranması, Martim’in karmaşık iç dünyası ile karıştığında elleri ile karanlıkta tanıdıkları elma ile, aydınlıkta karşılaştıkları elmanın fiziksel olarak aynı olsa da, kavramsal olarak farklı olduğunu anlatıyor. Belki de karanlıkta tanınan elma, insanın kendi iç karanlığıyla kurduğu samimi temastır; aydınlıkta gördüğü ise toplumun ona dayattığı anlamdır. Karanlıktaki elma bir insanın kendini yok edip tekrar var etme çabasının da romanıdır. Hatta bence varoluşçuluk üstüne olduğu kadar yokoluşçuluk üzerinedir de diyebiliriz.
Bu romanda karakterlerin konuşmaları değil de düşündükleri anlar çok daha güçlü, daha cezbedici ve daha karmaşık. Çoğu zaman karakterlerin düşünceleri arasında kayboldum.