LXXXII
Harold nice kez sevmişti, ya da öyle sanmıştı,
Çünkü sarhoşluk bir rüyadır;
Ama şimdi o asi göğüs kıpırdamıyordu,
Henüz Lethe ırmağının suyunu içmemişti.
Yeni yeni anlamıştı artık şu gerçeği:
Aşkın en tatlı armağanı kanatlarıdır.
Ne kadar güzel, ne kadar genç, ne kadar yumuşak görünse de,
Neşenin kaynağından fışkıran sular
Her daim bir damla zehir karıştırır o çiçeklere.
---
LXXXIII
Yine de güzelliğe kör değildi,
Ama artık onu, bilgeyi etkilediği kadar etkiliyordu.
Zira felsefe, böyle bir zihne
Asla o ağırbaşlı gözlerini çevirmemişti.
Tutku ya kendini tüketir ya da uçar gider;
Ve zevk düşkünü günah, kendi mezarını kazarken
Çoktan gömmüştü onun umutlarını.
Zevkin yorgun kurbanı! Hayattan nefret eden bir gölge!
Solgun alnına yazılmıştı lanetli Kabil’in huzursuz kaderi.
---
LXXXIV