İşte bu yüzden onyedinci yüzyıl filozofları ve özellikle de Pascal esaslı bir devrimin piridirler: dilin ulu bir emri sadece
temsil etmektense “ifade edilebilir” hale gelerek özgürleşmesini sağlamak amacıyla, basbayağı Emrin tabiatını, Kutsal Kitapların sesini sorgulamaya başlamışlardır.
Belli bir anda, Batı uygarlığı Musevi dünyası ile bütünleşmiş olduğundan ötürü, dil kanaatleri ifade etme mertebesini aniden terk ederek, en yükseğe, “Fiil”in sonsuzca ulu boyutuna yükselmiştir. Her şey Tann’mn bir Emri veya talimatı olarak anlaşılacak, Logos’un silik bir yankısı olmaktan öteye
gidemeyen insanın konuşması dışında, başka herhangi olası bir söz dolaşıma giremeyecektir.
Modem çağda, “düşünme”, en azından Decsartes’m cogito’sundan bu yana insani bir faaliyettir ve genellikle de kolektif çevrelere girerek Özne’nin zihinsel sınırlarını ihlâl eden, uyarıcı, teşvik edici, farklı fikirlerle heyecan uyandıran, toplumsal olaylara
yol açan bir güç olarak işler.