Bir zamanlar küçük bir köyde ya da kasabada yaşardık. Hayatımız en fazla yirmi otuz kilometre karelik bir alanda geçerdi. Büyüklerimizin öncülüğünde, en nihayetinde
komşunun oğluyla ya da kızıyla kurulan bir hayat kendince anlamlıydı. Yüzlerce yıl böyle yaşadık.
Hem evliliği olası tek ilişki biçimi olarak yücelteceksiniz hem de insanların bu
yüce değerden olaysız bir şekilde vazgeçmelerini bekleyeceksiniz. Biraz safça!
Gazetelerin üçüncü sayfalarında
neredeyse her gün okuduğumuz "gözü dönmüş eski koca dehşeti" haberlerini düşünelim. Bu olayların evlilik kurumunun kendisiyle hiç ilgisi yok mudur? Kurum tümüyle masum da, sadece kişiler mi kusurlu? Boşanma ya da ayrılma cinay-
etleri olarak karşımıza çıkan olayların büyük bir kısmı evlilik baskısının çok tipik ifadeleridir aslında.
Milyonlarca insanın hayatını karartan
evlilik baskısı bir gün ortadan kaldırılacaktır. Elbette bu durup dururken olmayacak. Bireysel ve toplumsal ölçekte epeyce sancı yaşanacak, acı çekilecektir.