“Haklısın. Bu bir eğitim meselesi. Artık yaşım geçti. Ya gerçek neyse onu isterim ya da hiçbir şey istemem. Beni ikna etmeyen bir görüntü düpedüz sahtedir.”
“Neyin vuku bulacağı hakkında yazmak her zaman riskli olmuştur. Gelecek hakkında yazmak, indirgenemez bir spekülasyon unsuru içerir; çünkü gelecek doğası gereği belirsizdir (Prigogine 1997). Tek yapabileceğimiz yakın geçmişteki eğilimleri, geçmişteki bir gelişmenin yol açtığı ve hala izleniyor olması olası rotaları ve olası bir toplumsal seçimin ortaya çıkabileceği konumları belirlemeye çalışmaktır. Bu da, kaçınılmaz olarak sosyal bilimlerin tarihsel olarak nasıl yapılandığını, bugün bu yapılara yöneltilen meydan okumaların neler olduğunu ve gelecek yıllar ile gelecek çağda ortaya çıkabilecek nihai makul alternatiflerin neler olduğunu tartışmak anlamına gelir. Sosyal bilimlerin geleceği hakkında tartışmanın ikinci bir zorluğu vardır. Sosyal bilimler, toplumsal hareketlerin sınırlanmış, otonom bir alanı değildir. Bunlar, daha büyük bir gerçekliğin parçası, modern dünyanın bilgi yapılarıdır. Bunun da ötesinde, tamamen olmasa da önemli bir ölçüde, modern dünyanın temel kurumsal çerçevesi -modern üniversite sistemi- içerisinde konumlanmıştır. Sosyal bilimleri bir bütün olarak, bilgi yapılarının gelişimi ve üniversite sisteminin gelişen kurumsal çerçevesi içine yerleştirmeden; sosyal bilimlerin tarihsel yapılanmasını, bugün karşı karşıya olduğu sorunları ya da var olan makul alternatifleri tartışmak güç olacaktır.”
“Bir özne arıyoruz. Yaratıcı(kolektif, üretici) özne silikleşti. Örgütleyici özne hangisidir? Politik lider mi? Ordu mu? Bürokrasi ve devlet mi? Girişim mi? Her yanından parçalanan, dökülen ‘özne’, bütünün çimentosu olma sıfatını artık taşıyamaz. Fakat artık bütün, toplam diye bir şey var mı? Bütünlük sadece bireylerin bilincinde ve bireylerin bilinci açısından parçalanmaz. Parçalanan, toplumsal ilişkilerin ve dayanakların küresel niteliği değildir yalnızca. ‘İnsani’ bir bütünlüğü yakalayacak ve gerçekleştirecek bir devrimin yokluğunda(dünyayı değiştirmeye yönelik eylem) ‘bütün’ parçalanmıştır. Dünya ölçeğinde olduğu gibi ülkeler ölçeğinde de sadece parçalar kalmıştır: kültürün parçaları, uzmanlaşmış bilimlerin parçaları, parçalara ayrılmış sistemler ya da ‘alt sistemler’. Artık bütün olanaklar, stratejik beklentilere dönüşmüşlerdir. …”
“Özgüveni olmayanlar, kendisine az değer verenler ve kendini aşağılamaya alışkın olanlar kendi davranışlarında kararsız olmakta ve yeterli direnç gösterememekte, diğerlerine kendisine zarar vermeye imkan tanımakta ve nihayet daha kararlı ve özgüveni daha fazla -gerçi çoğu defa yeteneği çok daha az- olanların tam otoritesi altına girmektedirler.”
“Aynen papazın, Weber’e göre, peygamberin mesajını rutinleştirdiği gibi, profesör yaratıcının söylemini sıradanlaştırır, rutinleştirir; özellikle esas olan şeyi, yani yaratıcının kendi kendine sorduğu şekliyle söylemi önceleyen problemi ortadan kaldırarak.”